pınar karşıyaka ev sahipliğinde, 18-20 eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan ve beşiktaş integral forex'in de katılacağı turnuva.
http://www.kartalbasket.org/2013/09/13/besiktas-integral-forex-pinar-cupta-mucadele-edecek/#more
an itibariyle 4 ayrı noktasında çevik kuvvetin konuşlandığı semt: moda otopark, halk eğitim merkezi, iskele, söğütlüçeşme. aynı taksim gibi. kadıköy de işgal altında artık. şehrin en merkezi, en önemli iki meydanı, polis ablukası altında ve halk bu sebeple huzursuz. oh harika, ohoh.
vurulup düşmesine sebep olduğu iddia edilen kanlı gaz kapsülü, kanalizasyon çukurunda bulunmuş. şimdi o kapsüldeki kan ile ahmet'in kanı eşleşirse, günlerdir "düştü" diye olayı dalgaya alanların konuşmaya yüzü olacak mı, merakla bekleyeceğim.
https://twitter.com/armutludireniyo/status/378530696970522624/photo/1
https://twitter.com/armutludireniyo/status/378530696970522624/photo/1
an itibariyle nevizade'de takılan ve orada bulunan galatasaray taraftarlarının kendisiyle hatıra fotoğrafları çektirdiği yoldaş.
https://pbs.twimg.com/media/BUDI3X_CIAA-NRy.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BUDD0qgIAAAmzWf.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BUDI3X_CIAA-NRy.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BUDD0qgIAAAmzWf.jpg:large
dün akşam 20.30'da başlayıp, bu sabaha karşı 5.00 sularına kadar devam eden direniş. öğlen uzunca bir entry ile anlatmıştım ama, yarım sayfa entry yazıp olmaz işler bunlar uyarısıyla karşılaşmak nedeniyle yalan oldu. her şey, antakya-armutlu'da abdullah cömert'i anmak için her pazartesi yapılan gösteriye, 9 eylül günü polisin saldırması ve o gece, ahmet atakan'ın şüpheli şekilde hayatını kaybetmesiyle başladı. bunun üzerine; uzun süredir sesi soluğu çıkmayan taksim dayanışması, 10 eylül akşamı saat 19.00'da taksim'de toplanma çağrısı yaptı. aynı gün aynı saatte, kadıköy tayfası da boğa'da buluşup ruhtım'a yürüdükten sonra, vapurlarla karaköy'e geçip taksim'e ulaşmaya çalıştı. ancak yolda polis saldırısıyla karşılaştılar. gece ilerleyen saatlerde tekrar kadıköy'e dönen tayfa, burada beklenmedik bir şekilde polis saldırısıyla karşılaştı. beklenmedik; çünkü 31 mayıs'tan bu yana, taksim gezi parkı direnişi boyunca yapılan hiçbir gösteriye, hiçbir yürüyüşe, bırak toma'yı, akrep'i, bir tane polis bile gelmemişti. boğaz köprüsü'nü yürüyerek geçip taksim'e geldikleri gün de dahil buna. ama 10 eylül gecesi, polisin yeni hedefi oldu kadıköy. saldırı sabah saatlerine kadar sürdü, insanların evlerinin içine gaz doldu, sabah kalkıp işe gidenler bile, halen havada olan gazdan etkilendi. işte 11 eylül'ü 12 eylül'e bağlayan gece yaşanan ve bu başlığa konu olan büyük direnişin ateşini yakan olaylar silsilesi, bu şekilde gelişti.
dün akşam 20.30'da boğa'da toplandık. tarihi bir kalabalık vardı; yürüyüşe geçtiğimizde, bir ucu moda'ya varan grubun, diğer ucu görünmüyordu. bahariye'den dolaşıp tekrar boğa'ya döndük ve oradan da söğütlüçeşme'ye inen caddeye doğru yürüyüşe geçtik. bu an'a kadar tek bir olay, tek bir taşkınlık yaşanmadı. sadece pankartlar, sloganlar ve direniş şehitlerinin isimlerini anıp "yaşıyor" demek gibi eylemler vardı. sonra hasanpaşa tarafından harekete geçen polis, söğütlüçeşme caddesi'ni bir anda gaza boğdu. öyle bir gaz ki, ufukta toma, akrep ve polis görmeyecek kadar uzak mesafede olmamıza rağmen, öksürüğe boğulduk. hayatımda ilk kez astım ilacı kullanmak durumunda kaldım nefes alabilmek için. en son 31 mayıs'ta taksim'de olmuştu bu kadar yoğun bir saldırı. bunun üzerine, caddeye barikatlar kurulmaya başlandı ve kurulan barikatlar ateşe verildi. gaz geldikçe altıyol'a kaçıp, tekrar toplanıyorduk. barikatları bir süre aşamadı polis. bu esnada caddedeki bazı bankaların camlarını ve bir tanesinin güvenlik kamerasını kıran bir tip gördük. bunun üzerine oradan ayrılmaya karar verdik. büyük ihtimalle direnişçilerle ilgisi yoktu bu kişinin, özel olarak görevlendirildiği çok belliydi. velhasıl, biz bir şekilde ara sokaklardan kaçıp evimize döndük. kalanlar sabaha kadar direndi. ilerleyen saatlerde boğa'yı tamamen ele geçirdi polis. bahariye ve moda sokaklarında sürdü direniş. polis, kadıköy belediye başkanı selami öztürk'ün talimatıyla revir haline getirilen süreyya operası'nı bastı ve yaralılar dahil olmak üzere çok sayıda gözaltı yapıp, doktorları darp etti. sonrasında da bir süreliğine, karakol olarak kullandı burayı. hızını alamayan polis, direnişçilere kapılarını açan nazım hikmet kültür merkezi'ni de bastı. buradakiler uzun süre direndi ve polisleri içeri almadı. en sonunda, gözaltı yapılmayacağı sözünü alarak binayı boşalttılar. binadakiler çıktıktan sonra, polis, bina önüne çanta, şişe gibi sahte deliller yerleştirerek bunları fotoğraflamaya kalktı ama olay yerindeki avukatlar tarafından buna engel olundu. hızını hâlâ alamayan polis, ara sokaklarda yakaladığı eylemcileri, tekme tokat, yerlerde sürükleye sürükleye gözaltına aldı.
http://www.youtube.com/watch?v=Jwce90WryIs
http://www.youtube.com/watch?v=BRHMtBe4O6s
olayı balkonlarından görüntüleyen insanların evinin içine taş atmaya kalkıştı; mahalle sakinleri tepki gösterince de taş attığı evin kapısını zorladı.
http://www.youtube.com/watch?v=kDuY0ZQoCrQ&feature=youtu.be
gözaltına alınan kişiler rıhtım karakolu'na götürüldü ve baro'dan gelen avukatlar, hukuk ayaklar altına alınarak, uzun süre içeri alınmadı. avukatlar içeri girdiğinde, gözaltındaki kişilerde darp izleri olduğunu gördü. uzun lafın kısası, 12 eylül 1980'in 33. yıldönümünü, kendine yaraşır şekilde kutladı akp'nin polisi. yıllardır "darbeciler" ile hesaplaşmak üzerinden siyaset yürüten; bu uğurda 12 eylül 2010 referandumu'nu yapıp, şu an yaşanan tüm hukuk skandallarının önünü açan ve darbelerle hesaplaştığı masalını anlatan akp, aslında doğum gününü kutladı. sokaklarda yeşil yerine lacivert üniformalar; tanklar yerine toma'lar vardı. geri kalan her şey, tüm uygulamalar ve kafa yapısı aynıydı. çünkü akp, 12 eylül 1980'in ektiği tohumların bir ürünüdür. usta'sının izinden giden usta ile, faşizm tam gaz devam ediyor. biz de direniyoruz, ömrümüz yettiğince. direniyoruz, çünkü:
http://pbs.twimg.com/media/BOBttgKCYAETzgJ.jpg:large
dün akşam 20.30'da boğa'da toplandık. tarihi bir kalabalık vardı; yürüyüşe geçtiğimizde, bir ucu moda'ya varan grubun, diğer ucu görünmüyordu. bahariye'den dolaşıp tekrar boğa'ya döndük ve oradan da söğütlüçeşme'ye inen caddeye doğru yürüyüşe geçtik. bu an'a kadar tek bir olay, tek bir taşkınlık yaşanmadı. sadece pankartlar, sloganlar ve direniş şehitlerinin isimlerini anıp "yaşıyor" demek gibi eylemler vardı. sonra hasanpaşa tarafından harekete geçen polis, söğütlüçeşme caddesi'ni bir anda gaza boğdu. öyle bir gaz ki, ufukta toma, akrep ve polis görmeyecek kadar uzak mesafede olmamıza rağmen, öksürüğe boğulduk. hayatımda ilk kez astım ilacı kullanmak durumunda kaldım nefes alabilmek için. en son 31 mayıs'ta taksim'de olmuştu bu kadar yoğun bir saldırı. bunun üzerine, caddeye barikatlar kurulmaya başlandı ve kurulan barikatlar ateşe verildi. gaz geldikçe altıyol'a kaçıp, tekrar toplanıyorduk. barikatları bir süre aşamadı polis. bu esnada caddedeki bazı bankaların camlarını ve bir tanesinin güvenlik kamerasını kıran bir tip gördük. bunun üzerine oradan ayrılmaya karar verdik. büyük ihtimalle direnişçilerle ilgisi yoktu bu kişinin, özel olarak görevlendirildiği çok belliydi. velhasıl, biz bir şekilde ara sokaklardan kaçıp evimize döndük. kalanlar sabaha kadar direndi. ilerleyen saatlerde boğa'yı tamamen ele geçirdi polis. bahariye ve moda sokaklarında sürdü direniş. polis, kadıköy belediye başkanı selami öztürk'ün talimatıyla revir haline getirilen süreyya operası'nı bastı ve yaralılar dahil olmak üzere çok sayıda gözaltı yapıp, doktorları darp etti. sonrasında da bir süreliğine, karakol olarak kullandı burayı. hızını alamayan polis, direnişçilere kapılarını açan nazım hikmet kültür merkezi'ni de bastı. buradakiler uzun süre direndi ve polisleri içeri almadı. en sonunda, gözaltı yapılmayacağı sözünü alarak binayı boşalttılar. binadakiler çıktıktan sonra, polis, bina önüne çanta, şişe gibi sahte deliller yerleştirerek bunları fotoğraflamaya kalktı ama olay yerindeki avukatlar tarafından buna engel olundu. hızını hâlâ alamayan polis, ara sokaklarda yakaladığı eylemcileri, tekme tokat, yerlerde sürükleye sürükleye gözaltına aldı.
http://www.youtube.com/watch?v=Jwce90WryIs
http://www.youtube.com/watch?v=BRHMtBe4O6s
olayı balkonlarından görüntüleyen insanların evinin içine taş atmaya kalkıştı; mahalle sakinleri tepki gösterince de taş attığı evin kapısını zorladı.
http://www.youtube.com/watch?v=kDuY0ZQoCrQ&feature=youtu.be
gözaltına alınan kişiler rıhtım karakolu'na götürüldü ve baro'dan gelen avukatlar, hukuk ayaklar altına alınarak, uzun süre içeri alınmadı. avukatlar içeri girdiğinde, gözaltındaki kişilerde darp izleri olduğunu gördü. uzun lafın kısası, 12 eylül 1980'in 33. yıldönümünü, kendine yaraşır şekilde kutladı akp'nin polisi. yıllardır "darbeciler" ile hesaplaşmak üzerinden siyaset yürüten; bu uğurda 12 eylül 2010 referandumu'nu yapıp, şu an yaşanan tüm hukuk skandallarının önünü açan ve darbelerle hesaplaştığı masalını anlatan akp, aslında doğum gününü kutladı. sokaklarda yeşil yerine lacivert üniformalar; tanklar yerine toma'lar vardı. geri kalan her şey, tüm uygulamalar ve kafa yapısı aynıydı. çünkü akp, 12 eylül 1980'in ektiği tohumların bir ürünüdür. usta'sının izinden giden usta ile, faşizm tam gaz devam ediyor. biz de direniyoruz, ömrümüz yettiğince. direniyoruz, çünkü:
http://pbs.twimg.com/media/BOBttgKCYAETzgJ.jpg:large
http://www.youtube.com/watch?v=H5GO2E5NkBA
--spoiler--
Ali İsmail Korkmaz’ın saldırı görüntülerine yönelik jandarma raporunda, fırına ait kaydın yalnızca 6 Haziran’da değil, 21 ve 22 Haziran’da da iki kez silindiği belirlendi. Hard diskin bu tarihte, bilirkişide olduğu öğrenildi.
--spoiler--
http://www.sendika.org/2013/09/ali-ismail-korkmaza-saldiri-goruntulerini-bilirkisi-de-silmis/
Ali İsmail Korkmaz’ın saldırı görüntülerine yönelik jandarma raporunda, fırına ait kaydın yalnızca 6 Haziran’da değil, 21 ve 22 Haziran’da da iki kez silindiği belirlendi. Hard diskin bu tarihte, bilirkişide olduğu öğrenildi.
--spoiler--
http://www.sendika.org/2013/09/ali-ismail-korkmaza-saldiri-goruntulerini-bilirkisi-de-silmis/
ali ismail korkmaz cinayetinin en önemli delili olan görüntülerde, en önemli kısmı silen kişinin unvanı.
http://www.sendika.org/2013/09/ali-ismail-korkmaza-saldiri-goruntulerini-bilirkisi-de-silmis/
http://www.sendika.org/2013/09/ali-ismail-korkmaza-saldiri-goruntulerini-bilirkisi-de-silmis/
-----alıntı-----
Konuyu hatırlatmak lâzım: Baştan Gezi için hükümetin kararına karşı çıkanlar imza toplayıp görüşmek istediler; hem ret hem hakaret yediler. Bunun üzerine insanlar parkta oturmaya başladılar; (vurgula: uyurken çadırları yakıldı), suratlarına gaz, kafalarına kapsül sıkıldı, hakaret edildi. Akabinde bu dayak, hakaret ve aşağılamayı protesto etmek için “yürümek” isteyenler aynı muameleye çok daha sert bir biçimde mâruz kaldılar. Diğer kentler de başka ayarsız ve hakaretâmiz devlet tavırlarından dolmuştu, istanbul’daki saçma şiddet onları da sokağa döktü. Olay büyüdü. Polis çocuk dövdü, kadınları taciz etti, insanları arabaya kapattı, (vurgula: evlere taş atıp küfür etti), sokakta kimse yokken dükkan/durak dağıttı. Polis bunları yaparken hep kollandı, Çanakkale SMS’leriyle gaza getirildi “destan yazdığı” söylendi. Gittikçe daha hırçın ve kinli saldırdı. Polis hiçbir suçunu gizleme gereği duymadı, hem yaralılara hem ölenlerin yakınlarına devamlı eziyet etti, hastane bastı, cenaze gazladı. Kask no'su kapattı, bütün uyarı ve şikâyetlere rağmen kapsülle insan vurdu. Eylem “yasadışı” olsa bile (vurgula: görev tanımında olmayan şeyler yaptı). Bu arada vali müdahale konusunda yalan söyleyip toplu dayak için insanları meydana çağırdı. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Başbakan ve kurmayları “çatlasanız da yapacağız” diyor, kendilerine “konuyu önemli gibi” diyen herkesi alenen medyadan tehdit ediyorlardı. Kanallar hükümetten gelen telefonlarla yayın yapmadı, (vurgula: onlarca gazete kendilerine gösterilen manşetin aynısını geçti). İşten çıkarılmalar oldu. Rica minnet düzenlenen tek buluşmadan başbakan milleti azarlayıp çıktı, sonra konudan habersiz insanları çağırıp kendi toplantısını yaptı. Bu sırada AKP gençlik kolları polis yeleği ve sopasıyla sokaklarda insan avlıyordu. (vurgula: Eskişehir’de bir çocuk elbirliğiyle linç edildi). Yaralanan ve ölenlerin aileleri hep taciz ve tehdit edildi, hastane odaları basıldı (vurgula: yaralıların cebine suç malzemeleri konulmaya çalışıldı). İkrar, Cem ve Mustafa Sarısülük kapsüllerle kasten yaralandı. Elvan ve Tombul aileleri hastanede taciz edildi, (vurgula: izinli açıklamaları basıldı). Arkadaşları yaptı, yana düştü, kapsüle bastı denilenler yalan çıktı. Silinmeye çalışılan videolar ortaya çıkınca kimse özür dilemedi. Uluslararası ekonomik ilişkiler tuhaflaşınca tivitırdan bir iki yetkili "üzüldük" dedi, hiçbir AKP üyesi hiçbir mağdur aileyi (hâlâ) aramadı. Katillerin ismi artık bilinmesine, net kayıtlar bulunmasına rağmen müspet bir adım atılmamasını protesto gösterisinde biri daha öldürüldü. Aylar geçtikçe konu katmanlara ayrılıp mikro tartışmalarla merkezden uzaklaşıyor ama: En ortada umursamaz rantçılık ve pervâsız şiddet var. Bu kadar iftirâ, şiddet, hukuksuzluk, taciz ve tehdit varken acemi kalabalığı “hatalı söylemler” ve “oyuna gelme” üzerinden eleştirmek abes.
-----alıntı-----
"ama ahmet atakan çatıdan düşmüş..."
Konuyu hatırlatmak lâzım: Baştan Gezi için hükümetin kararına karşı çıkanlar imza toplayıp görüşmek istediler; hem ret hem hakaret yediler. Bunun üzerine insanlar parkta oturmaya başladılar; (vurgula: uyurken çadırları yakıldı), suratlarına gaz, kafalarına kapsül sıkıldı, hakaret edildi. Akabinde bu dayak, hakaret ve aşağılamayı protesto etmek için “yürümek” isteyenler aynı muameleye çok daha sert bir biçimde mâruz kaldılar. Diğer kentler de başka ayarsız ve hakaretâmiz devlet tavırlarından dolmuştu, istanbul’daki saçma şiddet onları da sokağa döktü. Olay büyüdü. Polis çocuk dövdü, kadınları taciz etti, insanları arabaya kapattı, (vurgula: evlere taş atıp küfür etti), sokakta kimse yokken dükkan/durak dağıttı. Polis bunları yaparken hep kollandı, Çanakkale SMS’leriyle gaza getirildi “destan yazdığı” söylendi. Gittikçe daha hırçın ve kinli saldırdı. Polis hiçbir suçunu gizleme gereği duymadı, hem yaralılara hem ölenlerin yakınlarına devamlı eziyet etti, hastane bastı, cenaze gazladı. Kask no'su kapattı, bütün uyarı ve şikâyetlere rağmen kapsülle insan vurdu. Eylem “yasadışı” olsa bile (vurgula: görev tanımında olmayan şeyler yaptı). Bu arada vali müdahale konusunda yalan söyleyip toplu dayak için insanları meydana çağırdı. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Başbakan ve kurmayları “çatlasanız da yapacağız” diyor, kendilerine “konuyu önemli gibi” diyen herkesi alenen medyadan tehdit ediyorlardı. Kanallar hükümetten gelen telefonlarla yayın yapmadı, (vurgula: onlarca gazete kendilerine gösterilen manşetin aynısını geçti). İşten çıkarılmalar oldu. Rica minnet düzenlenen tek buluşmadan başbakan milleti azarlayıp çıktı, sonra konudan habersiz insanları çağırıp kendi toplantısını yaptı. Bu sırada AKP gençlik kolları polis yeleği ve sopasıyla sokaklarda insan avlıyordu. (vurgula: Eskişehir’de bir çocuk elbirliğiyle linç edildi). Yaralanan ve ölenlerin aileleri hep taciz ve tehdit edildi, hastane odaları basıldı (vurgula: yaralıların cebine suç malzemeleri konulmaya çalışıldı). İkrar, Cem ve Mustafa Sarısülük kapsüllerle kasten yaralandı. Elvan ve Tombul aileleri hastanede taciz edildi, (vurgula: izinli açıklamaları basıldı). Arkadaşları yaptı, yana düştü, kapsüle bastı denilenler yalan çıktı. Silinmeye çalışılan videolar ortaya çıkınca kimse özür dilemedi. Uluslararası ekonomik ilişkiler tuhaflaşınca tivitırdan bir iki yetkili "üzüldük" dedi, hiçbir AKP üyesi hiçbir mağdur aileyi (hâlâ) aramadı. Katillerin ismi artık bilinmesine, net kayıtlar bulunmasına rağmen müspet bir adım atılmamasını protesto gösterisinde biri daha öldürüldü. Aylar geçtikçe konu katmanlara ayrılıp mikro tartışmalarla merkezden uzaklaşıyor ama: En ortada umursamaz rantçılık ve pervâsız şiddet var. Bu kadar iftirâ, şiddet, hukuksuzluk, taciz ve tehdit varken acemi kalabalığı “hatalı söylemler” ve “oyuna gelme” üzerinden eleştirmek abes.
-----alıntı-----
"ama ahmet atakan çatıdan düşmüş..."
ölümünün sebep olduğu tek bir şey var; o da direnişin yeniden alevlenmesi. bunu "nemalanmak" olarak adlandıran zihniyet, hastalıklı bir zihniyettir ve ahmet'in ölüm sebebi, polis faşizmidir. siz kendinizi neye inandırmaya çalışırsanız çalışın, bu gerçek değişmeyecek. bir gün sizin de evladınız, polis zulmünden kaçarken ölürse, belki o zaman anlarsınız ama yine de umarım kimse yaşamaz böyle bir acıyı.
https://pbs.twimg.com/media/BT4RpqECYAAvfjA.jpg:large
ilgili video:http://www.youtube.com/watch?v=aDSN1HZ-60g
ilgili video:http://www.youtube.com/watch?v=aDSN1HZ-60g
dün gece kadıköy'de, bir apartmanın 5. (beşinci) katına biber gazı kapsülü isabet ettirmeyi başarmıştır. oturduğu yerden polis sevicilik oynayanlar bilmez, yazalım da öğrensinler.
otopsi raporu yazanlardan daha çok bilen vatandaşları gün ışığına çıkarmıştır. zaten sırf manyaklığından çıktı çatıya ahmet, polisten kaçarken falan değil. polisten niye kaçsın ki veya polise karşı niye önlem almak istesin ki? sanki sokaklarda akrep dolaşıp çat çut rastgele gaz kapsülü mü sıkıyor? polisler hedef gözeterek gaz kapsülü sıkıp abdullah cömert'i mi öldürüyor veya gerçek mermi sıkıp ethem sarısülük'ü mü öldürüyor veya eli sopalı manyaklarla bir olup, ali ismail korkmaz'ı döve döve mi öldürüyor? yooo. ahmet sırf polise suç atabilelim diye çatıya çıkıp atlamış. hiç polisin katil olmasıyla ilgisi yok çatıya çıkmasının. haklısınız vicdan taşımayanlar, siz de haklısınız.
akrep aracından gaz bombalarından birinin isabet etmesi sonucu düşmüş olma ihtimali yüksektir. görgü tanıklarının ifadesi ve ön otopsi raporu da (kafatasında oluşan ezilme ve kırıklar) bunu doğrular nitelikte zaten.
kadıköy'de bir duvar yazısı. istanbul, 2020 olimpiyat oyunları'nın ev sahipliğini alamayınca, halkına "kına yakın" diyen ba(vurgula: ğ)zı bakanlara selam babında.
https://pbs.twimg.com/media/BT3msynIIAAZQpF.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3msynIIAAZQpF.jpg:large
dün gece taksim'de lgbt ile birlikte haykırdığımız slogan.
https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-frc3/1233348_10151692349893740_590657080_n.jpg
https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-frc3/1233348_10151692349893740_590657080_n.jpg
taksim gezi parkı direnişi boyunca yapılan hiçbir eylemde polisin girmediği semt; ta ki dün geceye [ybkz]swh[/ybkz] kadar.
https://pbs.twimg.com/media/BT1XwbSIMAANpLB.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT1Y1YmIYAATD7S.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3I2JVIUAAWFtW.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3SbldCIAAIcIT.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3eOhnCYAAtGaR.jpg
https://pbs.twimg.com/media/BT1YBTACQAAcGZ9.jpg:large
https://twitter.com/MikhailBakunin/status/377553352433082369
https://pbs.twimg.com/media/BT1XwbSIMAANpLB.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT1Y1YmIYAATD7S.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3I2JVIUAAWFtW.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3SbldCIAAIcIT.jpg:large
https://pbs.twimg.com/media/BT3eOhnCYAAtGaR.jpg
https://pbs.twimg.com/media/BT1YBTACQAAcGZ9.jpg:large
https://twitter.com/MikhailBakunin/status/377553352433082369
http://www.youtube.com/watch?v=U5zNr5eTNPk&feature=youtu.be
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?