halkları birbirini kıracak gibi gözüken ülke. başlar yüzünden ayakların canı yanacak. halkın canı yanacak.
dünyada eşi benzeri olmayan, lakin yaşanılabilitesi düşük bir ülke.
her an üst geçitin altında kalabilir, her an bulunduğun otobüste molotof yiyebilir, her an kafandan gaz kapsülü ile vurulabilirsin.
kısaca bu ülkede her an ölebilirsin.
türkiye
uyku kaçıran ülke.
dün, ülkenin başbakanından dahi haberi olmayan genç bir kadının yerilmesine şahit oldum. ilk başta 'yuh ama o kadar da değil' deyip ben de yerecekken 'dur bir dakika lan! kadın en iyisini yapıyor, tertemiz kafa' dedim. öyle sıfırlamak istiyorum ki bilhassa son günlerde ve öncesinde gördüğü her şeyi kazıyan hafızamı. yaşadığın ülkeyi seversin, daha iyi bir ülke olması için de elinden geleni yaparsın; yani en azından bireysel olarak ben öyle yapmaya çalışıyorum, sırf senin 'üstün ırk'ından değil diye, narsisizm hastalığı ile bütünleşik kibir ve milliyetçilikle adeta delirmiş bir ülkeyi izlerken geldiğim nokta: (vurgula: çıkarın beni buradan nefes alamıyorum. )
bir insan öldüğünde, önce ırkına bakıp üzülmek-üzülmemek gibi bir duraksama yaşıyorsan, sen iyi bir insan değilsin. türkiye de içinde bolca kötü insanın yaşadığı bir ülke. dibine kadar kötülük hem de. aklınla ölçmeye kalksan bu kötülüğü, aklını kaybedersin. uykuların kaçar. devlet, devletliğini yapamayıp ilk ciddi kargaşada 3 günde +25 insan ölebiliyorsa[ybkz]swh[/ybkz], bu kargaşayı yaratacak sebeplere hem iç hem de dış politikada koşa koşa gidiyorsa, bir grup başka bir grubu 'öldürmek' amaçlı yola çıkıyorsa, terör örgütleri 'metropollerde uyuyamayacaksınız' deyip bizi -en azından beni- cidden uyutmuyorsa, neye dermansın sen?
fay hatları içinde çok enerji biriktirdiğinde kendisini boşaltmak için depremleri meydana getirir. bu sevimsiz ama mecburi doğa olayı, tıpkı toplumsal krizlere benzer. yıllarca soytarı medya yüzünden birbirine nefret ve kin dolmuş insanlar, bulduğu ilk küçük yarıkta birbirlerine keleşlerle, baltalarla, satırlarla koşmaya başlar ve o yarık başka yarıklarla birleşir ve şu an yaşadıklarımız yaşanır. akılda kalan tek şey yanan iett otobüsleri olur. insanlığı kamu malı kurtaracak çünkü.
bir ülkeyi seveceksen eğer, kendin/sevdiklerin orada yaşıyor olduğun ve sana yaşattığı güzel günler için seversin. bu ülke bana hiç güzel günler yaşatmadı. özellikle aklım erip birilerinin beni nasıl yönettiğini sorguladığım andan itibaren gün be gün daha mutsuz insan yaptı. ne zaman apolitikliğimden sıyrılıp sokağa çıktım, bağırdım, yumruğumu havaya kaldırdım, benimle aynı idealde yumruğu havada kardeşlerimi öldürdü. sonra benimle aynı idealde olmayanları da öldürdü, hep öldürdü. o kadar öldürdü ve o kadar içini boşalttı ki 'ölme'nin, eylemlerde 'x ölümsüzdür' diye bağıranlara kızdım. nasıl ölümsüz, e öldü işte? yahu dememişler mi 'ölümden öte köy yok' diye, insanlar ölebiliyorken tepeden tırnağa kana bulanmış orta doğunuzun tillahı olsanız ne çıkar, kaç yazar?
galiba 10'lu yaşlarımdaydım. ilk defa şehir dışına çıkmıştım ve ilk defa o kocaman ovaları, dağları, yolları gördüğümde dünyanın gerçekten çok büyük olduğunu anlayıp şaşırmıştım. 20'li yaşımın ortalarında da ne zaman şehirlerarası yolculuk yapsam geçtiğim yerleri 10 yaşındaki çocuk merakıyla izleyip yine dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşünürüm; ama bu defa tek şaşkınlığım dünyanın büyük olduğuna değil bu dünyaya nasıl sığamadığımıza olur.
umarım allah gerçekten vardır. ona sormak istediğim ilk şey bu olacak çünkü. eğer allah yoksa gerçekten sıçtık.
dipçik: milliyetçiliğin her şeklinden ölesiye nefret ediyorum. insanları milliyetçi olmadığı/olmak istemediği noktada 'vatan haini' yaftalaması yapanlardan iki kat nefret ediyorum. dünya vatandaşıyım ben, sen istediğin yerin ve şeyin vatandaşı olmakta sonsuz hürsün.
dün, ülkenin başbakanından dahi haberi olmayan genç bir kadının yerilmesine şahit oldum. ilk başta 'yuh ama o kadar da değil' deyip ben de yerecekken 'dur bir dakika lan! kadın en iyisini yapıyor, tertemiz kafa' dedim. öyle sıfırlamak istiyorum ki bilhassa son günlerde ve öncesinde gördüğü her şeyi kazıyan hafızamı. yaşadığın ülkeyi seversin, daha iyi bir ülke olması için de elinden geleni yaparsın; yani en azından bireysel olarak ben öyle yapmaya çalışıyorum, sırf senin 'üstün ırk'ından değil diye, narsisizm hastalığı ile bütünleşik kibir ve milliyetçilikle adeta delirmiş bir ülkeyi izlerken geldiğim nokta: (vurgula: çıkarın beni buradan nefes alamıyorum. )
bir insan öldüğünde, önce ırkına bakıp üzülmek-üzülmemek gibi bir duraksama yaşıyorsan, sen iyi bir insan değilsin. türkiye de içinde bolca kötü insanın yaşadığı bir ülke. dibine kadar kötülük hem de. aklınla ölçmeye kalksan bu kötülüğü, aklını kaybedersin. uykuların kaçar. devlet, devletliğini yapamayıp ilk ciddi kargaşada 3 günde +25 insan ölebiliyorsa[ybkz]swh[/ybkz], bu kargaşayı yaratacak sebeplere hem iç hem de dış politikada koşa koşa gidiyorsa, bir grup başka bir grubu 'öldürmek' amaçlı yola çıkıyorsa, terör örgütleri 'metropollerde uyuyamayacaksınız' deyip bizi -en azından beni- cidden uyutmuyorsa, neye dermansın sen?
fay hatları içinde çok enerji biriktirdiğinde kendisini boşaltmak için depremleri meydana getirir. bu sevimsiz ama mecburi doğa olayı, tıpkı toplumsal krizlere benzer. yıllarca soytarı medya yüzünden birbirine nefret ve kin dolmuş insanlar, bulduğu ilk küçük yarıkta birbirlerine keleşlerle, baltalarla, satırlarla koşmaya başlar ve o yarık başka yarıklarla birleşir ve şu an yaşadıklarımız yaşanır. akılda kalan tek şey yanan iett otobüsleri olur. insanlığı kamu malı kurtaracak çünkü.
bir ülkeyi seveceksen eğer, kendin/sevdiklerin orada yaşıyor olduğun ve sana yaşattığı güzel günler için seversin. bu ülke bana hiç güzel günler yaşatmadı. özellikle aklım erip birilerinin beni nasıl yönettiğini sorguladığım andan itibaren gün be gün daha mutsuz insan yaptı. ne zaman apolitikliğimden sıyrılıp sokağa çıktım, bağırdım, yumruğumu havaya kaldırdım, benimle aynı idealde yumruğu havada kardeşlerimi öldürdü. sonra benimle aynı idealde olmayanları da öldürdü, hep öldürdü. o kadar öldürdü ve o kadar içini boşalttı ki 'ölme'nin, eylemlerde 'x ölümsüzdür' diye bağıranlara kızdım. nasıl ölümsüz, e öldü işte? yahu dememişler mi 'ölümden öte köy yok' diye, insanlar ölebiliyorken tepeden tırnağa kana bulanmış orta doğunuzun tillahı olsanız ne çıkar, kaç yazar?
galiba 10'lu yaşlarımdaydım. ilk defa şehir dışına çıkmıştım ve ilk defa o kocaman ovaları, dağları, yolları gördüğümde dünyanın gerçekten çok büyük olduğunu anlayıp şaşırmıştım. 20'li yaşımın ortalarında da ne zaman şehirlerarası yolculuk yapsam geçtiğim yerleri 10 yaşındaki çocuk merakıyla izleyip yine dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşünürüm; ama bu defa tek şaşkınlığım dünyanın büyük olduğuna değil bu dünyaya nasıl sığamadığımıza olur.
umarım allah gerçekten vardır. ona sormak istediğim ilk şey bu olacak çünkü. eğer allah yoksa gerçekten sıçtık.
dipçik: milliyetçiliğin her şeklinden ölesiye nefret ediyorum. insanları milliyetçi olmadığı/olmak istemediği noktada 'vatan haini' yaftalaması yapanlardan iki kat nefret ediyorum. dünya vatandaşıyım ben, sen istediğin yerin ve şeyin vatandaşı olmakta sonsuz hürsün.
kiminin iştahını kabartan, kimini de kendine karşı pusuya alan ülke.
bir ülkenin yıllar boyunca burnu boktan çıkmaz mı?
bir ülkenin yıllar boyunca burnu boktan çıkmaz mı?
hiçbir alanda ve anlamda planlamanın yapılmadığı, kolay kolay da yapılamayacağı bir ortadoğu ülkesi.
yeni türkiye adıyla iyice katmerlenmekte, dördüncü dünya ülkelerine göz kırpmaktadır.
yeni türkiye adıyla iyice katmerlenmekte, dördüncü dünya ülkelerine göz kırpmaktadır.
kuruluşundan bu yana hiç bir gelişim kaydetmemiş ülkemiz.
2. dünya savaşında neredeyse soykırım yaşayan japonlar ne durumda? 2. dünya savaşını kaybeden almanlar ne durumda? 2. dünya savaşında maddi ve manevi bakımdan çöken fransa , ingiltere ve italya ne durumda?2. dünya savaşını kaybetmese bile maddi ve manevi bakımdan çöküş yaşayan rusya ne durumda?
biz ne durumdayız?
küçük bir örnek;
amerika , rusya , ingiltere ,fransa gibi dünya da söz sahibi ülkelerin hepsi 1900 yıllarından başlarında uçak kullanmaya ve daha sonrasın üretmeye başlamıştır.
1930 ların da sonlarına doğru bu ülkelerin hepsi kendi uçaklarını üretmeye başlamıştır.
biz de üretiyorduk ama dönemin sözde!!! türk liderleri fabrikayı kapatmıştır.
tabii ki uçak gelişim için küçücük bir örnek;
bir ülkenin gelişimine katkı sağlayan tek şey ; sanayidir.
18. yüzyıldan itibaren başlayan ve sanayi devriminin mimarı olan birleşik krallık (sömürgeci ingilizler) ile gelişen avrupa ve amerika kıtlarının önde gelen ülkeleri hala şuan dünyanın yönetimini ellerinde bulundurmaktadır.
1600 den sonra osmanlı'nın gerilemesi , sanayi'nin gelişmesi ve yer altı zenginliklerinin öneminin artması ile birlikte yıkılması...daha sonra yepyeni bir devletin kurulması ama ayağa kalkamaması. bunlar bana göre tesadüf değildir.
petrol rezervi tespit edilen noktalar;
http://www.hakimiyet.com/images/upload/pet1.jpg
bizim ayakta olduğumuz tek platform milli duygudur başka hiç bir branşta ayakta değiliz. futbolda bile kendimizi aynada dev görüyoruz.
rahmetli özal bir röportajında şöyle der; ilk okul kitaplarını okurken bizden büyük millet yok zannediyordum. siyasete atılınca anladım küçücük olduğumuzu.
1600 den beri sömürülen bir toplumuz.ha osmanlı ha türkiye değişen tek şey ülkenin adı.
yahudilere laf atınca ya faşist oluyorum ya paranoyak , bu kadar kolay olmamalı bazı şeyler.
ülkelerin adını bir kenara koyup söylüyorum ;bir türk olarak osmanlıda türkiye de aynı benim için.
bu toplumun kararlarını 1600 den bu yana jön türk dediğimiz azınlıklar veriyordu. medya patronu , zengileri ya ermeni ya yahudi. bi araştırmak lazım. kendi ülkemizde sömürüldük yıllarca.
Aydın doğan (koç'un oğlu dur) , sabancı , koç , garih gibi aileler ne zaman zengin olmuş bunları da bilmek lazım.bu kadar zengin aileler bu ülkede sadece işçi çalıştırmaktan başka ne yapmış? bu millet bu ailelere yıllarca ırgatlık yaptı. Peki bu aileler ne yaptı? 1 tane yerli bir şey üretti mi? yok.
sözde 1 veya 2 . sınıf laik , aydın , demokratik ,gelişmiş , ilerici , milli duygusu yüksek toplu iğne üretemeyen ülke olmaktansa. ( bu saydıklarıma göre 20 sene önce uzaya çıkmamız lazımdı)
uçağını , gemisini ,arabasını üreten yani sanayisini geliştiren 4. sınıf ülke olmayı tercih ederim.
2. dünya savaşında neredeyse soykırım yaşayan japonlar ne durumda? 2. dünya savaşını kaybeden almanlar ne durumda? 2. dünya savaşında maddi ve manevi bakımdan çöken fransa , ingiltere ve italya ne durumda?2. dünya savaşını kaybetmese bile maddi ve manevi bakımdan çöküş yaşayan rusya ne durumda?
biz ne durumdayız?
küçük bir örnek;
amerika , rusya , ingiltere ,fransa gibi dünya da söz sahibi ülkelerin hepsi 1900 yıllarından başlarında uçak kullanmaya ve daha sonrasın üretmeye başlamıştır.
1930 ların da sonlarına doğru bu ülkelerin hepsi kendi uçaklarını üretmeye başlamıştır.
biz de üretiyorduk ama dönemin sözde!!! türk liderleri fabrikayı kapatmıştır.
tabii ki uçak gelişim için küçücük bir örnek;
bir ülkenin gelişimine katkı sağlayan tek şey ; sanayidir.
18. yüzyıldan itibaren başlayan ve sanayi devriminin mimarı olan birleşik krallık (sömürgeci ingilizler) ile gelişen avrupa ve amerika kıtlarının önde gelen ülkeleri hala şuan dünyanın yönetimini ellerinde bulundurmaktadır.
1600 den sonra osmanlı'nın gerilemesi , sanayi'nin gelişmesi ve yer altı zenginliklerinin öneminin artması ile birlikte yıkılması...daha sonra yepyeni bir devletin kurulması ama ayağa kalkamaması. bunlar bana göre tesadüf değildir.
petrol rezervi tespit edilen noktalar;
http://www.hakimiyet.com/images/upload/pet1.jpg
bizim ayakta olduğumuz tek platform milli duygudur başka hiç bir branşta ayakta değiliz. futbolda bile kendimizi aynada dev görüyoruz.
rahmetli özal bir röportajında şöyle der; ilk okul kitaplarını okurken bizden büyük millet yok zannediyordum. siyasete atılınca anladım küçücük olduğumuzu.
1600 den beri sömürülen bir toplumuz.ha osmanlı ha türkiye değişen tek şey ülkenin adı.
yahudilere laf atınca ya faşist oluyorum ya paranoyak , bu kadar kolay olmamalı bazı şeyler.
ülkelerin adını bir kenara koyup söylüyorum ;bir türk olarak osmanlıda türkiye de aynı benim için.
bu toplumun kararlarını 1600 den bu yana jön türk dediğimiz azınlıklar veriyordu. medya patronu , zengileri ya ermeni ya yahudi. bi araştırmak lazım. kendi ülkemizde sömürüldük yıllarca.
Aydın doğan (koç'un oğlu dur) , sabancı , koç , garih gibi aileler ne zaman zengin olmuş bunları da bilmek lazım.bu kadar zengin aileler bu ülkede sadece işçi çalıştırmaktan başka ne yapmış? bu millet bu ailelere yıllarca ırgatlık yaptı. Peki bu aileler ne yaptı? 1 tane yerli bir şey üretti mi? yok.
sözde 1 veya 2 . sınıf laik , aydın , demokratik ,gelişmiş , ilerici , milli duygusu yüksek toplu iğne üretemeyen ülke olmaktansa. ( bu saydıklarıma göre 20 sene önce uzaya çıkmamız lazımdı)
uçağını , gemisini ,arabasını üreten yani sanayisini geliştiren 4. sınıf ülke olmayı tercih ederim.
ekşi sözlük'te hakkında oldukça güzel bir entry girilen ülkemiz. sanırım bundan daha iyi bir anlatım olamazdı.
spoiler--
son bir buçuk yılda tam altı tane dişim döküldü. en sonuncusu o kadar sallanıyordu ki dişciye bile gitmedim. en son dişimi çekerken ''geceleri böyle dişlerini sıkmaya, çeneni kitlemeye devam edersen dişin kalmaz yakında'' demişti hekim. canın yanıyordu, yemek bile yiyemiyordum. canımın yanması hoşuma gidiyordu. beynim, tüm duyularım, insani hislerim hepsi o diş acısına odaklanmıştı çünkü. en sonunda elime bir pense aldım zorlamadan kendim çıkardım. ağrısı dindi. diş acısı gitti yerine yine gönül sızısı kaldı.
hayatımda yaşamadığım duyguları yaşıyorum.
hayatımda ilk defa korkuyorum. ben bu yaşıma kadar kimselerden kokmadım. canımın yanması , terk edilmek, bir yakını kaybetmekten korkmadım ben. kendimden de korkmadım.
artık korkularım var.
çok korkuyorum.
dün gece çok fena bir yağmur vardı burada. burnumu çeke çeke yürüdüm . kendime geldiğimde sahilin kenarına oturmuşum. elimde bir bira ve sigara sırılsıklam öylece bakıyorum fırtına ile yerle bir olmuş denize.
sonra arkamı döndüm. yağmur ve karanlıklar içerisinde zar zor görülen evlerin pencerelerinden gelen ışıklara baktım bir süre. ağzımda bir küf tadı, burnumda bir yanık kokusu. burnum sızladı. ne acılar çekiliyor şimdi o duvarların arkasında. kim bilir hangi kadın dayaklar yiyor, hangi çocuk kendisine abi, baba,dede diye hitap eden canlıların tacizine uğruyor.. bu yağmurda işinden, okulundan gelen hangi kadın peşinde ki gölgeden kaçıyor.
üşüdüm ben. ilk defa üşüdüm dün gece. tanıyanlar, bilenler her sabah yaz kış soğuk su ile yıkandığımı, sadece buzlu su içtiğimi mevsim ne olursa olsun nerede olursam olayım en fazla t-shirtin üzerine uyduruk bir şeyler giydiğimi..soğuğu ne kadar çok sevdiğimi bilir. ilk defa üşüdüğümü hissettim. ilk defa beni ısıtacak bir şeyin bu ülkede artık olmadığını fark ettim.
üşümek çok kötü bir duyguymuş.
özgecan geldi aklıma. kim bilir ne kadar üşümüştür, berkin geldi o hastane köşelerinde ne kadar üşümüştür. saçları iki hafta da beyazlayan ali korkmazın annesi geldi aklıma evladını kara toraklara verirken ne kadar üşümüştür.
korkuyorum ben artık.
yolda el ele dolaşan mutlu bir çift gördüğümde, evladı ile oynayan bir anneye baktığım da, sevdiklerim bana gülümsediğinde korkuyorum. bir hayvan gelecek bu mutluluğu bozacak diye korkuyorum. hiç tanımadığım bir insanın gülümseyen bir fotoğrafını görünce artık içim sızlıyor. bir gün bu gülüşü kaybolur mu?
babası bir inşatta ölür mü? annesi bir gün mutlu olmadığında gitmek isterse öldürülür mü? kardeşini karanlık bir sokak da linç ederler mi? bir sapık ''seviyorum lann'' diye haykırıp midesine bir bıçak sokar mı?
aklım bir geliyor bir gidiyor artık.
üşüyorum ben bu ülkede. çok üşüyorum.
sevdiğim insanlar yüzüme baktıklarında mutlu olduklarında ağlamak istiyorum.
korkuyorum artık.
omuzlarım her geçen gün daha bir çöküyor. ben ki hayatı son damlasına kadar sömürmeye daha on altı yaşımda söz vermiştim. ölmek istiyorum bazen. bazen bir araba falan çarpsa beynim aksa. hiç görmesem hiç duymasam istiyorum.
çok üşüyorum. üşümeyi sevmiyorum.
ilaç, anti depresan uyuşturucu falan da kullanamıyorum. belçika'lı epey tanınmış bir psikatrist arkadaşım var. dün ona anlattım tüm dertlerimi.epeydir bura da yaşıyor. yardım istedim. saatlerce konuştuk ''zaten bunları görüp de rahat uyuyorsan sorunların var demektir. ben sana yardımcı olamam zaman ver kendine'' dedi.
bu laftan sonra üşümeye başladım ben. bitmeyecek çünkü bu kahpelikler. zombi sürüsü gibi çoğalıyor bu güzel ülkeyi bana dar eden yaratıklar.
bunun bir çaresi var mı?
neden üşüdüğümü biliyorum ama adını bile koyamıyorum. çaresini nasıl bulacağım.
saatlerce baktım durdum özgecan'ın resmine.
saatlerce baktım o ana kuzusunun şimdi üzerinde zıplayan, onu suçlayan, nereli olduğıunu sorgulayan yaratıklara.
çok üşüyorum ben artık bu ülke de. burnumu çekmeye başlıyorum durup dururken.
kendimden, erkekliğimden tiksiniyorum.
kimseleri çok sevmemeye çalıştım ömrümce. hep uzak durdum aşık olmaktan bağlanmaktan. birgün çok sevdiğim birisini kaybedersem ne yaparım? diye avuttum kendimi.
yüzü karalarda bir damla göz yaşı ile bana bakan madenci abim olmuş
meydanlarda yuhalanan berkin'in annesi ablam olmuş
ali korkmaz kardeşim olmuş.
özde ve onlarcası benim sevdalım olmuş da haberim yokmuş.
bir yerlerimden bir şeyler kopuyor artık.
çok üşüyorum.
ne kadar sevmiştim oysa seni. üç tarafı denizler ile her santimetre karesi acılar, gözyaşları, dermansız dertler ile dolu ülkem.
hep içimi ısıtırdın oysa. kar yağarken bile buzlu su içerdim koynunda.
çok kaçtım senden. hep geri döndüm. çok iyi bir adam olmadım ama ben bunu hak etmedim..
kırgınım sana. küskünüm. beddualar, küfürler de edemiyorum artık.
umudum kalmadı senden. ben vazgeçiyorum. seni hiçbir zaman affetmeyeceğim türkiye..
spoiler--
spoiler--
son bir buçuk yılda tam altı tane dişim döküldü. en sonuncusu o kadar sallanıyordu ki dişciye bile gitmedim. en son dişimi çekerken ''geceleri böyle dişlerini sıkmaya, çeneni kitlemeye devam edersen dişin kalmaz yakında'' demişti hekim. canın yanıyordu, yemek bile yiyemiyordum. canımın yanması hoşuma gidiyordu. beynim, tüm duyularım, insani hislerim hepsi o diş acısına odaklanmıştı çünkü. en sonunda elime bir pense aldım zorlamadan kendim çıkardım. ağrısı dindi. diş acısı gitti yerine yine gönül sızısı kaldı.
hayatımda yaşamadığım duyguları yaşıyorum.
hayatımda ilk defa korkuyorum. ben bu yaşıma kadar kimselerden kokmadım. canımın yanması , terk edilmek, bir yakını kaybetmekten korkmadım ben. kendimden de korkmadım.
artık korkularım var.
çok korkuyorum.
dün gece çok fena bir yağmur vardı burada. burnumu çeke çeke yürüdüm . kendime geldiğimde sahilin kenarına oturmuşum. elimde bir bira ve sigara sırılsıklam öylece bakıyorum fırtına ile yerle bir olmuş denize.
sonra arkamı döndüm. yağmur ve karanlıklar içerisinde zar zor görülen evlerin pencerelerinden gelen ışıklara baktım bir süre. ağzımda bir küf tadı, burnumda bir yanık kokusu. burnum sızladı. ne acılar çekiliyor şimdi o duvarların arkasında. kim bilir hangi kadın dayaklar yiyor, hangi çocuk kendisine abi, baba,dede diye hitap eden canlıların tacizine uğruyor.. bu yağmurda işinden, okulundan gelen hangi kadın peşinde ki gölgeden kaçıyor.
üşüdüm ben. ilk defa üşüdüm dün gece. tanıyanlar, bilenler her sabah yaz kış soğuk su ile yıkandığımı, sadece buzlu su içtiğimi mevsim ne olursa olsun nerede olursam olayım en fazla t-shirtin üzerine uyduruk bir şeyler giydiğimi..soğuğu ne kadar çok sevdiğimi bilir. ilk defa üşüdüğümü hissettim. ilk defa beni ısıtacak bir şeyin bu ülkede artık olmadığını fark ettim.
üşümek çok kötü bir duyguymuş.
özgecan geldi aklıma. kim bilir ne kadar üşümüştür, berkin geldi o hastane köşelerinde ne kadar üşümüştür. saçları iki hafta da beyazlayan ali korkmazın annesi geldi aklıma evladını kara toraklara verirken ne kadar üşümüştür.
korkuyorum ben artık.
yolda el ele dolaşan mutlu bir çift gördüğümde, evladı ile oynayan bir anneye baktığım da, sevdiklerim bana gülümsediğinde korkuyorum. bir hayvan gelecek bu mutluluğu bozacak diye korkuyorum. hiç tanımadığım bir insanın gülümseyen bir fotoğrafını görünce artık içim sızlıyor. bir gün bu gülüşü kaybolur mu?
babası bir inşatta ölür mü? annesi bir gün mutlu olmadığında gitmek isterse öldürülür mü? kardeşini karanlık bir sokak da linç ederler mi? bir sapık ''seviyorum lann'' diye haykırıp midesine bir bıçak sokar mı?
aklım bir geliyor bir gidiyor artık.
üşüyorum ben bu ülkede. çok üşüyorum.
sevdiğim insanlar yüzüme baktıklarında mutlu olduklarında ağlamak istiyorum.
korkuyorum artık.
omuzlarım her geçen gün daha bir çöküyor. ben ki hayatı son damlasına kadar sömürmeye daha on altı yaşımda söz vermiştim. ölmek istiyorum bazen. bazen bir araba falan çarpsa beynim aksa. hiç görmesem hiç duymasam istiyorum.
çok üşüyorum. üşümeyi sevmiyorum.
ilaç, anti depresan uyuşturucu falan da kullanamıyorum. belçika'lı epey tanınmış bir psikatrist arkadaşım var. dün ona anlattım tüm dertlerimi.epeydir bura da yaşıyor. yardım istedim. saatlerce konuştuk ''zaten bunları görüp de rahat uyuyorsan sorunların var demektir. ben sana yardımcı olamam zaman ver kendine'' dedi.
bu laftan sonra üşümeye başladım ben. bitmeyecek çünkü bu kahpelikler. zombi sürüsü gibi çoğalıyor bu güzel ülkeyi bana dar eden yaratıklar.
bunun bir çaresi var mı?
neden üşüdüğümü biliyorum ama adını bile koyamıyorum. çaresini nasıl bulacağım.
saatlerce baktım durdum özgecan'ın resmine.
saatlerce baktım o ana kuzusunun şimdi üzerinde zıplayan, onu suçlayan, nereli olduğıunu sorgulayan yaratıklara.
çok üşüyorum ben artık bu ülke de. burnumu çekmeye başlıyorum durup dururken.
kendimden, erkekliğimden tiksiniyorum.
kimseleri çok sevmemeye çalıştım ömrümce. hep uzak durdum aşık olmaktan bağlanmaktan. birgün çok sevdiğim birisini kaybedersem ne yaparım? diye avuttum kendimi.
yüzü karalarda bir damla göz yaşı ile bana bakan madenci abim olmuş
meydanlarda yuhalanan berkin'in annesi ablam olmuş
ali korkmaz kardeşim olmuş.
özde ve onlarcası benim sevdalım olmuş da haberim yokmuş.
bir yerlerimden bir şeyler kopuyor artık.
çok üşüyorum.
ne kadar sevmiştim oysa seni. üç tarafı denizler ile her santimetre karesi acılar, gözyaşları, dermansız dertler ile dolu ülkem.
hep içimi ısıtırdın oysa. kar yağarken bile buzlu su içerdim koynunda.
çok kaçtım senden. hep geri döndüm. çok iyi bir adam olmadım ama ben bunu hak etmedim..
kırgınım sana. küskünüm. beddualar, küfürler de edemiyorum artık.
umudum kalmadı senden. ben vazgeçiyorum. seni hiçbir zaman affetmeyeceğim türkiye..
spoiler--
mucit çıkaramayan, ara eleman yetiştiren ülke.
ben demiyorum, bu ülkenin eski bir bakanı söylüyor.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/erdogan-bayraktar-biz-ara-eleman-ulkesiyiz-mucit-cikaramayiz-haberi-77595
böyle adamların yönetici olduğu bir ülke.
ben demiyorum, bu ülkenin eski bir bakanı söylüyor.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/erdogan-bayraktar-biz-ara-eleman-ulkesiyiz-mucit-cikaramayiz-haberi-77595
böyle adamların yönetici olduğu bir ülke.
son birkaç günde hiç de iyi şeyler yaşamayan ülke. önce suruç'taki canlı bomba saldırısı, ardından gelen şehit haberleri. ortalıkta suriye ile savaşılacağı haberleri yayılırken, twitter fenomeni fuatavni'nin dün gece[ybkz]swh[/ybkz] yazdıkları da hiç iç açıcı değil. tabi ülkenin hali böyle olunca türk lirası da değer kaybetti. 2.60 seviyelerine kadar inen dolar, 2.75 seviyelerine tırmandı.
gencecik çocukların hayatlarının baharında ölmeye devam ettiği ülke.
eşi benzeri olmayan ülkemiz. zira ben dünyanın en güzel ırkını barındıran ama aynı zamanda dünyanın en boktan, en cahil milletine sahip bir ülke daha görmedim.
fiili anlamda olmasa da bölünmüş olan ülkedir.
https://twitter.com/sefa_said/status/653983194098835456
https://twitter.com/sefa_said/status/653983194098835456
yalancıyı başbakan yardımcısı yapan; aynı yalan söyleyen gazetecileri ceza evine tıkan ülke. devleti anlarım bir grup insan elinde karar alan bir kurumdur; insanları anlayamıyorum bu ülkede. aynı lafı eden iki adamı nasıl farklı iki uygulamayı reva görürsünüz be abi?
(bkz: vicdan)
(bkz: vicdan)
yıllarca belli bir kesimin kaymağını yediği ülke.
fakir,fukara veya anadolu halkını görmezden gelen, onları cahil, bilgisiz, işçi olarak görenlerin aydın sayıldığı bir ülke.
2 süslü kelime ile kültürlü olan, 2 atatürk sözü ile vatan sever olan, 2 "hümanist" söz ile solcu olan, 2 türkçülük sözü ile milliyetçi olanların para kazanıp gül gibi yaşadığı ülke.
kuruluşundan beri ağızlardan düşmeyen sözlerin başında "laik, demokrat, ilerici" vs. gibi sözler gelmektedir. 2. dünya savaşını yaşayan ülkeler atom parçalama noktasına gelmiş biz tüp geçit yapmaya yeni başladık.
izin vermediler!!! kim vermedi izin? bu ülkenin başında yıllarca kim var? mahmut mu?
ben solcu bir insan değilim, ortamım gereği solcu arkadaşım çoktur.yıllarca taksimde takılan insanın her koldan arkadaş edinmesi mümkün.
anarşist arkadaşımda vardır solcuda hatta alevi de.
insanları görüşlerine göre değil kanına göre ayırırım. türk solcusuda türk aleviside benim kıymetlimdir. onlar beni kabullenmesede ben onları kabullenirim. atalarımdan böyle öğrendim. benim için türk olsun yeter. kanı yeter.
kanı türk olmayanları pek sevmem. sevmemem onların zarar görmesi anlamına gelmez. aramızda "herkesi" seven var mı? şu ölsün , bu ölsün, diyenler var. hakir görenler var. eğer hakir görmek; dışlamak, saymama ise kimse bana hümanizmden, özgürlükten, ayrımcılıktan bahsedemez.
bu ülke de bir kesim var ki evlere şenlik. zengin semtlerinde yaşayıp, hatta banka reklamlarında oynayıp, hatta ve hatta "aydın doğan" gibi bir adamın gazetelerinde calısıp özgürlükten bahseden insanlar var. açıkçası bana komik geliyor.
bir diğer adam ise cumhuriyet gazetesi yazarıdır. cumhuriyet gazetesi halk gazetesi mi? bana göre değil. genelde Kendini "elit solcu" olarak görenlerin okuduğu bir gazetedir. solculukla falan bir alakası yoktur. hele hele mustafa kemal paşa ile hiç alakası yoktur.
ben işin özüne bakarım.... bu gazete darbe zamanı asker yanlısı olmadı mı? sağcısı solcusu öldürülürken katillerin yanında yer almadı mı? aynı zihniyeti paylaşan ve "sözde" aydın, sanatçı kimliği olan kişiler o zamanlar darbe yanlısı olmadı mı?
kimse çıkıp "şartlar" onu gerektirdi savunmasını yapmasın. eğer şartlar onu gerektirdiyse; kimse deniz gezmiş üzerinden siyasi puan kazanmaya çalışmasın.
önce nerede olduğumuzu sorgulayalım sonra insanları sorgulayalım.
katillerin arasında yaşayıp, katillerin sözü ile hareket etmenin onurlu bir davranış olduğunu sanmıyorum.
ayrıca; bir görüşü eleştirdiğin zaman ya bölücü ya dinci oluyorsun.
at gözlüğü olan o kadar cahil var ki, dünyada sadece 2 görüş olduğunu sanıyor.
fakir,fukara veya anadolu halkını görmezden gelen, onları cahil, bilgisiz, işçi olarak görenlerin aydın sayıldığı bir ülke.
2 süslü kelime ile kültürlü olan, 2 atatürk sözü ile vatan sever olan, 2 "hümanist" söz ile solcu olan, 2 türkçülük sözü ile milliyetçi olanların para kazanıp gül gibi yaşadığı ülke.
kuruluşundan beri ağızlardan düşmeyen sözlerin başında "laik, demokrat, ilerici" vs. gibi sözler gelmektedir. 2. dünya savaşını yaşayan ülkeler atom parçalama noktasına gelmiş biz tüp geçit yapmaya yeni başladık.
izin vermediler!!! kim vermedi izin? bu ülkenin başında yıllarca kim var? mahmut mu?
ben solcu bir insan değilim, ortamım gereği solcu arkadaşım çoktur.yıllarca taksimde takılan insanın her koldan arkadaş edinmesi mümkün.
anarşist arkadaşımda vardır solcuda hatta alevi de.
insanları görüşlerine göre değil kanına göre ayırırım. türk solcusuda türk aleviside benim kıymetlimdir. onlar beni kabullenmesede ben onları kabullenirim. atalarımdan böyle öğrendim. benim için türk olsun yeter. kanı yeter.
kanı türk olmayanları pek sevmem. sevmemem onların zarar görmesi anlamına gelmez. aramızda "herkesi" seven var mı? şu ölsün , bu ölsün, diyenler var. hakir görenler var. eğer hakir görmek; dışlamak, saymama ise kimse bana hümanizmden, özgürlükten, ayrımcılıktan bahsedemez.
bu ülke de bir kesim var ki evlere şenlik. zengin semtlerinde yaşayıp, hatta banka reklamlarında oynayıp, hatta ve hatta "aydın doğan" gibi bir adamın gazetelerinde calısıp özgürlükten bahseden insanlar var. açıkçası bana komik geliyor.
bir diğer adam ise cumhuriyet gazetesi yazarıdır. cumhuriyet gazetesi halk gazetesi mi? bana göre değil. genelde Kendini "elit solcu" olarak görenlerin okuduğu bir gazetedir. solculukla falan bir alakası yoktur. hele hele mustafa kemal paşa ile hiç alakası yoktur.
ben işin özüne bakarım.... bu gazete darbe zamanı asker yanlısı olmadı mı? sağcısı solcusu öldürülürken katillerin yanında yer almadı mı? aynı zihniyeti paylaşan ve "sözde" aydın, sanatçı kimliği olan kişiler o zamanlar darbe yanlısı olmadı mı?
kimse çıkıp "şartlar" onu gerektirdi savunmasını yapmasın. eğer şartlar onu gerektirdiyse; kimse deniz gezmiş üzerinden siyasi puan kazanmaya çalışmasın.
önce nerede olduğumuzu sorgulayalım sonra insanları sorgulayalım.
katillerin arasında yaşayıp, katillerin sözü ile hareket etmenin onurlu bir davranış olduğunu sanmıyorum.
ayrıca; bir görüşü eleştirdiğin zaman ya bölücü ya dinci oluyorsun.
at gözlüğü olan o kadar cahil var ki, dünyada sadece 2 görüş olduğunu sanıyor.
faşist diktatörlükle yönetilen. halkı cahil ve beyinsizlerden oluşan, geri kalmış orta doğu ülkesi. fazlası asla değil.adalet, bağımsızlık, hak ,hukuk yoktur. bol bol dinci, kömür,makarna ve yalancı doludur.
beğenmeyenlerin terk etmesi gereken ülke.
cahil insanların arasında yaşamak istemeyenleri lütfen pist dışına alalım.
gidinde bi rahatlayalım amk. 2 kitap okuyup aydın oluyorsunuz. en azından gerçek aydınlar piyasaya çıkar.
cahil insanların arasında yaşamak istemeyenleri lütfen pist dışına alalım.
gidinde bi rahatlayalım amk. 2 kitap okuyup aydın oluyorsunuz. en azından gerçek aydınlar piyasaya çıkar.
biz atatürk'ün bu ülkeyi emanet ettikleriyiz. sonunda siktir olup gidecekler, arkanıza bakmadan kaçacaklar feto hocanız ve tayfası gibi siz olacaksınız. bir yere gitmek yok, önemli olan kalıp bu cehaleti yok etmekte.
mustafa kemal paşa'nın kurduğu ülkedir. en büyük sözü "ne mutlu türküm" dür. mustafa kemal paşa atası oğuz olan türk ırkı lideridir.
bakın ne diyor? ne mutlu "türküm"
türk ırkı ne evrenselliği simgeler, nede barışı. türk bir ırktır. tıpkı ingilz, italyan,alman, kürt, arap vs. gibi.
ne mutlu türküm demek faşik bir söz değil mi? düşünsenize türk değilsiniz ve türküm demek zorunda kalıyorsunuz. şahsen bir türk olarak başka milletlerin kanını taşıyan bir bireyin türküm demesini istemem. hayır kurumu falan değiliz.
Mustafa kemal paşa'nın kurduğu parti chp dir. en ünlü sözü ne mutlu türküm dür. eee bu partinin başındaki adam türk değil ki? kemal kılıçdaroğlu kürt değil mi? neden kurucusunun türklüğü övdüğü bir partide görev yapıyor.
uff snn be slk. diyorsun değil mi.
bakın ne diyor? ne mutlu "türküm"
türk ırkı ne evrenselliği simgeler, nede barışı. türk bir ırktır. tıpkı ingilz, italyan,alman, kürt, arap vs. gibi.
ne mutlu türküm demek faşik bir söz değil mi? düşünsenize türk değilsiniz ve türküm demek zorunda kalıyorsunuz. şahsen bir türk olarak başka milletlerin kanını taşıyan bir bireyin türküm demesini istemem. hayır kurumu falan değiliz.
Mustafa kemal paşa'nın kurduğu parti chp dir. en ünlü sözü ne mutlu türküm dür. eee bu partinin başındaki adam türk değil ki? kemal kılıçdaroğlu kürt değil mi? neden kurucusunun türklüğü övdüğü bir partide görev yapıyor.
uff snn be slk. diyorsun değil mi.
kurucusu mustafa kemal paşa değil, atatürk'tür. götünüzü de yırtsanız bunu değiştiremezsiniz. atatürk milliyetçiliğinden zerre haberi olmadan lise eğitimini demek artık tamamlatıyorlar bu siktiğiminin ülkesinde.
ulan ''ne mutlu türküm'' o anlamamı geliyor, gidin bir nutuk'u okuyun. atatürk milliyetçiliğinde bir ırkçılık söz konusu asla olmaz. ne mutlu türküm diyene demek aslında türkiye topraklarında yaşayan herkesin kendisini türk vatandaşı olarak görmesi gerektiğini belirtir. orda ki türk, türkiye vatandaşı anlamına gelir... ayrıca atatürk'ün ettiği laflar kitaplara sığmaz en önemlisi ise '' Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.'' işte ülkenin durumu budur.
ulan ''ne mutlu türküm'' o anlamamı geliyor, gidin bir nutuk'u okuyun. atatürk milliyetçiliğinde bir ırkçılık söz konusu asla olmaz. ne mutlu türküm diyene demek aslında türkiye topraklarında yaşayan herkesin kendisini türk vatandaşı olarak görmesi gerektiğini belirtir. orda ki türk, türkiye vatandaşı anlamına gelir... ayrıca atatürk'ün ettiği laflar kitaplara sığmaz en önemlisi ise '' Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.'' işte ülkenin durumu budur.
herkesin kendini türk olarak görmesi gereken ülkeymiş.
mantığa gel.
dipnot: ermeni veya kürt kökenli birini zorla türk yapmak faşistlik değil midir? sonra ben faşist oluyorum.
mantığa gel.
dipnot: ermeni veya kürt kökenli birini zorla türk yapmak faşistlik değil midir? sonra ben faşist oluyorum.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?