türkiye

saniyede yirmidört kare
uyku kaçıran ülke.

dün, ülkenin başbakanından dahi haberi olmayan genç bir kadının yerilmesine şahit oldum. ilk başta 'yuh ama o kadar da değil' deyip ben de yerecekken 'dur bir dakika lan! kadın en iyisini yapıyor, tertemiz kafa' dedim. öyle sıfırlamak istiyorum ki bilhassa son günlerde ve öncesinde gördüğü her şeyi kazıyan hafızamı. yaşadığın ülkeyi seversin, daha iyi bir ülke olması için de elinden geleni yaparsın; yani en azından bireysel olarak ben öyle yapmaya çalışıyorum, sırf senin 'üstün ırk'ından değil diye, narsisizm hastalığı ile bütünleşik kibir ve milliyetçilikle adeta delirmiş bir ülkeyi izlerken geldiğim nokta: (vurgula: çıkarın beni buradan nefes alamıyorum. )

bir insan öldüğünde, önce ırkına bakıp üzülmek-üzülmemek gibi bir duraksama yaşıyorsan, sen iyi bir insan değilsin. türkiye de içinde bolca kötü insanın yaşadığı bir ülke. dibine kadar kötülük hem de. aklınla ölçmeye kalksan bu kötülüğü, aklını kaybedersin. uykuların kaçar. devlet, devletliğini yapamayıp ilk ciddi kargaşada 3 günde +25 insan ölebiliyorsa[ybkz]swh[/ybkz], bu kargaşayı yaratacak sebeplere hem iç hem de dış politikada koşa koşa gidiyorsa, bir grup başka bir grubu 'öldürmek' amaçlı yola çıkıyorsa, terör örgütleri 'metropollerde uyuyamayacaksınız' deyip bizi -en azından beni- cidden uyutmuyorsa, neye dermansın sen?

fay hatları içinde çok enerji biriktirdiğinde kendisini boşaltmak için depremleri meydana getirir. bu sevimsiz ama mecburi doğa olayı, tıpkı toplumsal krizlere benzer. yıllarca soytarı medya yüzünden birbirine nefret ve kin dolmuş insanlar, bulduğu ilk küçük yarıkta birbirlerine keleşlerle, baltalarla, satırlarla koşmaya başlar ve o yarık başka yarıklarla birleşir ve şu an yaşadıklarımız yaşanır. akılda kalan tek şey yanan iett otobüsleri olur. insanlığı kamu malı kurtaracak çünkü.

bir ülkeyi seveceksen eğer, kendin/sevdiklerin orada yaşıyor olduğun ve sana yaşattığı güzel günler için seversin. bu ülke bana hiç güzel günler yaşatmadı. özellikle aklım erip birilerinin beni nasıl yönettiğini sorguladığım andan itibaren gün be gün daha mutsuz insan yaptı. ne zaman apolitikliğimden sıyrılıp sokağa çıktım, bağırdım, yumruğumu havaya kaldırdım, benimle aynı idealde yumruğu havada kardeşlerimi öldürdü. sonra benimle aynı idealde olmayanları da öldürdü, hep öldürdü. o kadar öldürdü ve o kadar içini boşalttı ki 'ölme'nin, eylemlerde 'x ölümsüzdür' diye bağıranlara kızdım. nasıl ölümsüz, e öldü işte? yahu dememişler mi 'ölümden öte köy yok' diye, insanlar ölebiliyorken tepeden tırnağa kana bulanmış orta doğunuzun tillahı olsanız ne çıkar, kaç yazar?

galiba 10'lu yaşlarımdaydım. ilk defa şehir dışına çıkmıştım ve ilk defa o kocaman ovaları, dağları, yolları gördüğümde dünyanın gerçekten çok büyük olduğunu anlayıp şaşırmıştım. 20'li yaşımın ortalarında da ne zaman şehirlerarası yolculuk yapsam geçtiğim yerleri 10 yaşındaki çocuk merakıyla izleyip yine dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşünürüm; ama bu defa tek şaşkınlığım dünyanın büyük olduğuna değil bu dünyaya nasıl sığamadığımıza olur.

umarım allah gerçekten vardır. ona sormak istediğim ilk şey bu olacak çünkü. eğer allah yoksa gerçekten sıçtık.

dipçik: milliyetçiliğin her şeklinden ölesiye nefret ediyorum. insanları milliyetçi olmadığı/olmak istemediği noktada 'vatan haini' yaftalaması yapanlardan iki kat nefret ediyorum. dünya vatandaşıyım ben, sen istediğin yerin ve şeyin vatandaşı olmakta sonsuz hürsün.
bu başlıktaki tüm girileri gör

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol