confessions

gidiyorum bu

3. nesil Moderatör - - Moderatör -

  1. toplam entry 42201
  2. takipçi 3
  3. puan 811619

vladimir dasic

gidiyorum bu
avrupa'nın önemli yıldız adaylarından iken, "ha oldu ha olacak aha şimdi tamam yemin olsun" diye diye dibi tutmuş karadağ asıllı 2.08 boyundaki power forward. real madrid ve lottomatica roma gibi takımlar kariyerinde yer etse de bir türlü kalıcı olamadı. kesin anlaşma henüz sağlanmasa da geldiği takdirde erman kunter kendisine bir çeki düzen verebilirse, güzel bir piyango olabilir.

ibrahim toraman

gidiyorum bu
kesicilik özelliği dışında ideal bir stoperde olması gereken özelliklerinin hiçbirisine haiz olmadığını düşündüğüm defans oyuncusudur. tek hamlelidir. topu oyuna sokma becerisi vasatın altındadır. çabukluğu yoktur. mücadeleci yapısı nedeniyle zaman zaman orta saha için düşünülse de sırtı dönük oynamayı bilmediğinden, atak başlagıcının söz konusu olduğu bölgede topu aldığı zaman ya tekrar geriye oynar ya da yanındakine pas verir.

beşiktaş'ı daha ileri götürecek bir taktik diziliş veya oyun sistemi kendisinin defolarını ortaya çıkarırsa, huzursuzluk başlatır. bu durum bazen başındaki teknik diretörün de acımasızca yargılanmasına neden olabilir.[ybkz]swh[/ybkz]

takım içerisindeki dengeleri belirleme açısından rolü, ibrahim üzülmez ile yaşadığı olayın gelişimi ve sonuçları noktasında cisimleşmiştir. samet aybaba'nın gaziantepspor'da çalıştığı dönemden talebesi olması bugün takım içerisindeki yerini daha da sağlamlaştırmıştır. takım kaptanı olmakla beraber, vücut dili, takım arkadaşlarına karşı tavırları - geçen sene edu ile yaşadığı diyaloğu anımsayın. diyalog dediysek lafın gelişi- taşıdığı pazubandın tarihsel mirasıyla örtüşmemektedir.

muhtemelen futbolu beşiktaş'ta bırakıp ismini "sembol" oyuncular hanesine yazdıracaktır. ancak adres, her zaman işaretin kendisi değildir.

sky hook

gidiyorum bu
normal hook shot'ın[ybkz]swh[/ybkz] aksine topu alan kişinin pota seviyesinin üzerinden kolunu değil bileğini kullanarak yumuşakça bıraktığı atış türü. bloklanması imkânsıza yakın olduğundan başarabilen kişileri savunacakların vay hâline.

http://tinyurl.com/cdxnovz

futbol

gidiyorum bu
türkiye özelinde ne pahasına olursa olsun "kazanmak" saplantısının hunharca meze edildiği hafta sonlarının akşam sofrası. anlaşılan o ki artık ne uğruna renkli kartondan şapka kırpılacak ortamlar var ne de gazete ilavelerinden kesilip bekâr odalarının duvarlarını süsleyecek çocukluk kahramanları.

rakibe saygı dediğimiz beylik adlandırma sadece seremoni esnasında karşındakilerle tokalaşmaktan ibaret midir? kulübünden, sporcusuna, teknik direktöründen, yönetcisine kadar sezon başlarında gayri resmî imzalanan dostluk anlaşmaları, kampanyalar, çekilen reklam spotları centilmenliği diriltmek adına mıdır yoksa kendinden olmayana gösterilen zalimliği bir müddet erteleme adına mı? bunu etraflıca düşünmek gerekecek. ben dâhil hemen her akadaşımın tribünde ya da ekran başında gösterdiği olağan/haklı tepkilerden bir an sıyrılacak olursak;

nedir bir "sporcuyu", yerde yatan meslektaşını farkettiği hâlde salt "yenilmemek" adına duyarsızlaştıran? hangi ortanın, hangi plasenin, hangi uzak direğe gönderilen kafa şutunun akıbeti "hamamın namusunu" kurtarmaya yetecek? üniversite sınavını kazanamadığı takdirde kendisine hayatının mahvolacağı enjekte edilen çocukların futbolcuya evrilmiş hâli değil midir bir bakıma mehmet topuz ve benzerleri?

hemen her alışverişinde "fiş almazsam kaça bırakırsın?" sorusunun taht kurduğu bir toplumda burak yılmaz'ın "hırsızlığı" mıdır odaklanılması gereken? yoksa "ne var yani futbol bu? herkes yapıyor." rahatlığının burak'a kazandırdığı meşruiyet mi? engin baytar'ın yaptığı tamam da omuzlarda takım otobüsüne taşınması fikri karşısında sevkedilecek bir "profesyonel" disiplin kurulu biliyor musunuz? ben düşündüm. bulamıyorum.

günlük hayatta insan ilişkilerimiz nasılsa; futbola, futbolcumuza, tarafgirliğimize de aynısını yansıtıyoruz galiba. "ne var yani?", "ne olmuş yani?", "herkes yapıyor", "şu kadar sene evvel de onlar yapmıştı" tarzı can simitlerini şişirecek kadar nefesimiz kuvvetli. burası tecrübeyle sabit. peki siyasetten spora hayatın bütün bekleme salonları için aslında milyonlarca engin baytar, mehmet topuz, burak yılmaz biriktirmiyor muyuz?

o yana da dönder sar beni. bu yana da dönder sar beni.[ybkz]swh[/ybkz]

marc janko

gidiyorum bu
avusturya ligini takip edenlerin kendisini daha çok (vurgula: red bull salzburg ) takımından hatırladığı; trabzonspor'un fc porto'dan transfer ettiği 29 yaşındaki forvet oyunusu. yanılmıyorsam fc porto öncesi twente'de de forma giymişti.

4 nisan 2004 galatasaray beşiktaş maçı

gidiyorum bu
algı muhataplığını tanımlamada kendilerine karşıtlık atfeden ilizyonistlerin güdük kalmış tarihsellikle isim babası olmaya çalıştıkları müsabaka. lâkin "abra kadabra" telaffuzunda düştükleri kekemelik hâli öyle boyutlara ulaştı ki, varlıkları (b: sermet erkin)'e serenat yaptırır oldu.

beşiktaş'a gönül verenler olarak referans adreslerimizi yüklediğimiz değerlerimizi tekrarın tekrarında yazıp çizmeye gerek yok. ancak söz konusu maç ile ilgili şunun altını tekrar çizelim ki, aganigi muhabbetlerinden takım taraftarlığına yükselenlerin irtifa heybetine kapılırken yüklendikleri kompleksler kendi inlerinde anlamını bulsun.

beşiktaş taraftarı bu tip durumlarda kendi konumlarını tanımlarken; ne yasin sülün'ü ne ahmed hassan'ı "abi şimdi tüm medya bu çocukların üstüne gidecek. sahip çıkmamız lâzım" noktasında bir abuklamaya tâbi kılmamıştır, kılmaz. çünkü bu camianın en büyük hasletlerinden birisi de takımdaşlık adına yanlış olanın üzerini kapatmayıp; birilerinin ikramlarına asla tenezzül etmemesidir.

dolayısıyla başkalarının hakkının yenilmesi uğruna kendi lehlerine yapılan hataları görünce, karşıtlığını belirlerken muhataplarına "ama şu şu yıllarda da böyle olmuştu, onu da söyleyin." tarzından kolpa meşrulaştırmalara gitmeyen bir takımın mensuplarına karşı konuşacağınız zaman biraz daha kendilerini analiz etmenizde fayda var. sportif etik bakaımından müflis tüccarlığınız dillere destan oldu onu biliyoruz da, veresiye defterleriniz tahmin ettiğiniz kadar çok değil, emin olun. öbür türlü aynı anda hem metin oktay'ı hem de burak yılmaz'ı çok seven bir yapıya bürünüyorsunuz. oy bu ne yaman çelişki anne?

adem adam olmayınca adam etmez ademi; ademe adam gerek, adam ede ademi.

anlaşılmadı mı? peki şöyle bitirelim o vakit.

kurda sormuşlar "ensen niye kalın?". "kafamın kalın olmasından iyidir." demiş.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol