confessions

gidiyorum bu

3. nesil Moderatör - - Moderatör -

  1. toplam entry 30167
  2. takipçi 2
  3. puan 590928

galatasaray taraftarı

gidiyorum bu
8 nisan 2012 manisaspor galatasaray maçı'nda küme düşmüş (b: manisaspor)'a karşı fernando muslera'ya penaltı attırılmasına getirilen eleştirilere, "e rogerio ceni de eleştirilsin o zaman hayret birşey yea" şeklinde geliştirdikleri argümanla yanıt vererek çağ açıp çağ kapayan fatih'in fedaileri.

şimdi ben bu arkadaşlara "(b: sao paulo kalecisi rogerio ceni, takımının daimi penaltıcısıdır. misalen sao paulo ile barcelona kıtalararası kupa finalinde karşıya karşıya gelseler ve maçın 90. dakikasında sao paulo lehine penaltı çalınırsa, atışı yine rogerio ceni kullanır.)" desem acaba dokunabilirler mi mısralarıma elleriyle?

yoksa siz süper final serisinde (b: galatasaray) lehine verilen penaltıları (b: fernando muslera)'nın kullanacağına inanmıyor musunuz sevgili sözlük? küstüm.

predrag danilovic

gidiyorum bu
90'lı yıllarda fırtına gibi esmiş; sadece yugoslavya'nın değil aynı zamanda tüm avrupa'nın görüp göreceği en iyi üç şutörden birisi, aynı zamanda bir o kadar da saldırgan ve ırkçı sırp asıllı small forward.

1992 yılında, basketbol kariyerine başladığı (vurgula: partizan) ile avrupa şampiyonluğunu yaşadığında herkes bu çelimsiz çocuğu konuşmaya başlamıştı bile. aynı sene ikinci turda (vurgula: golden state warriors ) tarafından draft edildiğinde, yaşadığı coğrafyanın hemen her büyük oyuncusu gibi - bu konuda tek istisna vlade divac isimli elemandır- nba'de oynamak için acele etmeyerek bir müddet avrupa'da aylaklık etmeyi yeğlemiştir. (vurgula: buckler bologna) formasıyla ortalığı toza dumana katar. bakmayın tanımlarken prosedür icabı small forward dediğimize. 2.01 boya ve güçlü bir fiziğe sahip danilovic, kendisini savunmaya çalışan hemen her oyuncuya eşleşme problemi yaratmıştır. ne kadar agresif ve burnu havada olduğunu anlamamız, (vurgula: efes pilsen)'in buckler bologna ile oynadığı euroleauge maçlarında mümkün olmuştur. özellikle ufuk sarıca ile hemen her maçta bir vukuatı vardır. öyle ki (vurgula: efes pilsen)'in kendilerini istanbul'da mağlup ettikleri bir maç sonrası, yine ufuk'un üzerine yürümüş; ufuk kendisine skorbordu gösterdiği zaman çılgına dönerek yumruk atmaya teşebbüs etmiştir.

sportif anlamda oldukça parlak sayılabilecek italya yıllarından sonra 1995 yılında (vurgula: miami heat ) formasıyla nba salonlarına arz-ı endam etmişse de, burada geçirdiği iki sezonda çok fazla varlık gösterememiştir. 1997 yılında danilovic'i transfer eden (vurgula: dallas mavericks ), çok kısa bir süre içinde kendisini serbest bırakmış; (vurgula: sasha)[ybkz]swh[/ybkz] da bunun üzerine bu sefer ki sponsoru (vurgula: kinder) olan (vurgula: bologna) takımı'na geri dönmüştür. yine efsane, yine tek liderdir danilovic. 1998 yılında muhteşem bir performansla (vurgula: kinder bologna)'yı euroleauge şampiyonluğuna taşır. 2000 yılında aktif basketbol oyunculuğu yaşamını burada noktalayarak 2007 yılında, kendisini predrag "sasha" danilovic yapan (vurgula: partizan) kulubü'nün başkanlığını yapmaya başlar. hali hazırda bu görevine devam etmektedir.

ancak tüm bunlar bir yana (vurgula: yugoslavya)'da iç savaş patlak verdiğinde aleni bir şekilde (vurgula: sırbistan)'ın işlediği savaş suçlarını desteklemiş; bununla da yetinmeyerek savaşın devamı için sırbistan ordusuna maddi destekte bulunmuştur. ne yazık ki slobodan milosevic'in basketbol parkelerine yansımış halidir predrag sasha danilovic. bu satırların yazarı için de insanlık vasfını yitirmiş orman arazisidir.

aleksandar djordjevic

gidiyorum bu
1990'ların başından 2000'li yılların ortalarına kadar yugoslavya/sırbistan basketbolunun point guard mevkisinde feodal beyliğini ilan etmiş "sasha" lâkaplı kel kadayıf. kendisiyle ilk tanışmamız 1992 yılında istanbul'da partizan ile joventut badalona arasında oynanan avrupa şampiyon kulüpler kupası finali ile olmuştur. maçın bitimine saniyeler kala takımı partizan iki sayı gerideyken kendi yarı sahasından topu sürüp attığı üçlük ile şampiyonluğu getirmiştir. 1992 yazında italya'nın olimpia milano takımına transfer olan djordjevic, bu tarihten itibaren pek çoğumuzun hafızalarında yer ettiği gibi dazlak olarak parkelerde boy gösterecektir. neyse geçelim bu kısmı. efenim djordjevic'in partizan dönemine yetişemeyenler , 1994 yılından itibaren kendisini teamsystem bologna forması ile enseleme olanağını yakalamış; o meşhur 1996 yılı koraç kupası yarı final serisinde petse[ybkz]petar naumoski[/ybkz] ile olan çekişmelerini takip etmişlerdir. 1996 yılında portland trail blazers tarafından nba organizasyonuna teşrif edilmesi sağlanmışsa da bir sezon sonra barcelona ile anlaştığını açıklamıştır. iki sene burada üçlük attıktan sonra ispanya'nın başkentine doğru, real madrid için seyr-ü sefer etmiştir. 2003-2005 arasını italya'da geçirdikten sonra 2005 yılı yazında kariyerine başladığı partizan'da jübilesini yapmıştır. 2011 yılından bu yana italya ligi takımlarından benetton treviso'nun koçluğunu yürütmektedir.

tayfur havutçu

gidiyorum bu
"karabük gibi bir takımdan dokuz kişiyle bir puan almak da iyi diyebiliriz" şeklinde açıklama yapmış (b: beşiktaş) teknik direktörü. hafızam beni yamultmuyorsa beşiktaş 85. dk'da dokuz kişi kaldı.

avcarlamak

gidiyorum bu
adana - ceyhan - osmaniye - kadirli hattındaki lokantalarda avcarlıçürük sipariş edilirken kolaylık olsun diye söylenmeyen ön işlem. "usta bir çürük alayım" cümlesi sıkça kurulur.

stojan vrankovic

gidiyorum bu
90'lı yılların başından sonuna kadar özellikle (vurgula: avrupa)'da oynadığı dönemlerde yaptığı bloklarla, turnikeye heves eden nice koç yiğitleri hayata küstürmüş 2.18'lik (vurgula: hırvat) gözlem evi. ülkesinin takımlarından (vurgula: kk zadar)'da geçirdiği yedi sezondan sonra yunanistan'ın (vurgula: aris) takımına transfer olmuş; hemen sonrasında nba organizasyonuna göz kırparak boston celtics ile sözleşme imzalamıştır. burada geçirdiği iki sezon içinde ne yaptığına dair kimsenin bir fikri yoktur. demek ki göz kırpmaktan ziyade istem dışı bir kas hareketinden ibaretmiş her şey. 1992 yılında (vurgula: panathinaikos) ile anlaştığında aslında türkiye'de daha geniş kitleler tarafından takip edilme fırsatı yakalamıştır. zira 90'ların ilk yarısı (vurgula: efes pilsen ) ile yunanistan takımlarının düellosu şeklinde geçmiştir. bu sayede her panathinaikos maçından boyalı alan civarında yükselen bir uzantıya rastlamak mümkün olmuştur.

dört sezonluk başarılı sayılabilecek bir yunanistan kariyerinden sonra yeniden "macera dolu amerikaaaaa" diyen vrankovic, (vurgula: minnesota timberwolves) ve (vurgula: los angeles clippers)'ta şansını denediyse de "oooooo senden çok varrrr" reaksiyonu ile karşılaşmış olup, kariyerini italya'nın (vurgula: fortitudo bologna ) takımında noktalamıştır.

basketbolseverler kendisini en çok 1996 yılında paris'te (vurgula: barcelona) ile oynanan euroleauge finalinde maç sonunda yaptığı blokla anımsayacaktır.

http://tinyurl.com/cnsfj7z

5 nisan 2012 panathinaikos maccabi electra tel aviv maçı

gidiyorum bu
nefes kesen bir mücadelden sonra panathinaikos'un; olympiakos, cska moskova ve barcelona ile birlikte istanbul'a gelecek dördüncü takım olduğu maçtır. maçın uzun uzadıya analizine soyunmak -başta maccabi olmak üzere- her iki takımın da ortaya koyduğu performansa haksızlık olacaktır.

ekonomik kriz nedeniyle basketbolda önemli ölçüde küçülmeye giden iki yunanistan takımının final four'a kalması üzerinde durulması gereken bir noktadır. mütevazı bir ekip de oluştursanız, büyük paralar da harcasanız bu tip turnuvalarda arzuladığınız yere gelebilmeniz için mutlaka saha dışı ve saha içi lidere ihtiyacınız vardır. en fazla güç kaybeden takımların başında gelen (b: olympiakos), çok önemli oyuncularını elden çıkarmasına rağmen saha kenarındaki lideri dusan ivkovic'i takımda tutmuş; saha içi lideri olarak da vassilis spanoulis'i belirleyip onun etrafında kadrosunu oluşturma yoluna gitmiştir. onun kadar olmasa da kadro erozyonuna uğrayan ezeli rakibi panathianikos da bu bağlamda zeljko obradovic ve dimitrios diamantidis aracılığıyla benzer metodu takip etmiştir. önemli bütçelerle sezona başlayan barcelona ve cska moskova'ya baktığınızda da marcelinho huertas ve milos teodosic saha içi organizasyonların sürükleyicisi konumundadır.

eğer siz avrupa'nın ve nba'in önemli oyuncularına önemli paralar harcayıp saha içi lideri olarak 30'lu yaşların ortasına gelmiş ve kronik sakatlıklarla boğuşmaktan fiziki açıdan oldukça yıpranmış bir oyuncuyu belirleyerek bu da yetmezmiş gibi saha dışı liderinizi de hiçbir tecrübesi olmayan eski bir yıldız oyuncunuzdan seçiyorsanız kendi şehrinizde düzenlenen dörtlü finali televizyondan izlersiniz.

sözlük sana söylüyorum. engin özerhun sen anla.

tayfur havutçu

gidiyorum bu
"(vurgula: tayfur havutçu'nun takımın başına geldiğini düşünmüyorum. zaten o takımın başındaydı. çünkü dışarı çıktığında aldığı görev doğrultusunda her şeyi kontrol edebiliyordu. fazla bir değişiklik olacağını düşünmüyorum.) şu andaki verilmesi gereken kararlar içerisinde verilecek en iyi karardı. hayırlısı olsun."

nihat kahveci

www.haber1903.com

yüz numaralı adam

gidiyorum bu
yönetmenliğini ve senaristliğini (b: osman fahri seden)'in yaptığı, başrollerinde ise merhum kemal sunal ve (b: oya aydoğan)'ın yer aldığı 1978 yapımı komedi filmi. ayrıca filmin bir sahnesinde şaban'ın babası sütçü ali[ybkz]swh[/ybkz] ile kasap hayri[ybkz]swh[/ybkz] arasında geçen konuşmada o dönem (b: beşiktaş)'ın unutulmaz futbolcularından olan şaban kartal'a da gönderme vardır.

- hayrola hayri efendi?
- başlarım hayrolana. söyle şaban olacak o ite, bir daha zeynep'in yanında görmeyeyim; beynini oyarım alimallah.
- bizim şaban mı?
- yok beşiktaş'ın sol açığı şaban.

5 nisan 2012 panathinaikos maccabi electra tel aviv maçı

gidiyorum bu
2-2 olan seride kazananın son final four biletini alacağı, saat 21.45'te ntvspor ekranlarından yayınlanacak karşılaşmadır. zeljko obradovic ve david blatt'in satrançvari hamlelerine sahne olması beklenmektedir ki, saha ve seyirci avantajı yunanistan ekibini bilhassa son maç olması itibariyle bir adım öne çıkarmaktadır. ancak şu ana kadar oynanan karşılaşmalara bakıldığında panathinaikos'un bu maçın kesin favorisi olduğunu iddia etmek güç. maccabi'nin atina'da bir maç kazandığını unutmamak gerekiyor. kanımca blatt'in en önemli eksiği, obradovic'in saras[ybkz]swh[/ybkz]'tan faydalandığı kadar; kendisinin theodoros papaloukas'tan istifade edememesidir. bunu başarabildiği takdirde oyunu dengeleyebilme olanağı güçlenecektir.

özetle üst düzey bir müsabakanın bizi beklediği umudunu taşıyorum, bir de uzatmaya giderse değmeyiniz keyfime.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol