http://www.bjk.com.tr/tr/haber/59380/
tövbe estağfirullah.
2014-2015 sezonu başında bursaspor'un başına geçen hoca. keşke bizde akıllı birileri olsaydı da bilic'e yol verip kendisini getirseydik.
beşiktaş camiasının hakkını yediği, beşiktaş taraftarının ise hor gördüğü beşiktaşlı hocamız. gökhan süzen, sinan kurumuş gibi kadro ile birşeyler başaramayınca günah keçisi ilan edildi. onu günah keçisi ilan edenler şuan birçok kaliteli oyuncusu bulunmasına bir cacık olmayan başarısız bilic'i mehdi ilan ediyor.
beşiktaş'ın başında olması gereken güzel insan.
beşiktaş taraftarının gönlüne kapak atmış vasıfsız hoca. çok iyi edebiyat, felaket derecede teknik direktörlük. ohh ne ala memleket !!!
457 monaco - leverkusen / 2 / 1.95
459 real madrid - basel / 1/1 / 1.30
501 ajax - psg / üst / 1.55
556 metalist - trabzon / alt / 1.50
sürprizler;
454 galatasaray - anderlecht / 2 / 3.65
457 monaco - leverkusen / h2 / 4.00 veya 2/2 / 3.45
459 real madrid - basel / 1/1 / 1.30
501 ajax - psg / üst / 1.55
556 metalist - trabzon / alt / 1.50
sürprizler;
454 galatasaray - anderlecht / 2 / 3.65
457 monaco - leverkusen / h2 / 4.00 veya 2/2 / 3.45
hava hakimiyeti dışında tek artısı bulunmayan, birçok hata yapıp takıma kontra yedirten, ayağa pası kıçıyla bile anlayamamış olmasından mütevellit sürekli uzun top atan müzmin sakat. yine sakatlanmış.
kanser eden takımdır. yeter artık her maç sonrası haber sitelerinde x sakatlandı, y'de son durum başlıkları görmekten bıktık.
hakemlere sövmeyi bırakması gereken taraftardır. 35-40 senedir bu ülkede bu takımın hakkı yeniyor, yeni birşey yok anlayacağınız. oflayıp puflamadan türkiye'de kupaları toplamak, avrupa'da da en kötü yarı final oynamak oyuncular ve teknik heyetin görevi. hakemi de yeneceksin, başka çaren yok. evet maalesef durum bu. hem sen zaten prandelli'li boktan galatasaray ve kukla teknik direktörlü ne yapacağı muamma fenerbahçe'yi geçemeyeceksen kendinde ara biraz suçu. methiyeler düzdüğün bilic kaç maça etki edebilmiş, iyi deyip takıma layık gördüğün motta ne boka yaramış ? genç yiaa yetenekli yeaa dediğin ozi, töre neler katmış takıma onlara bak.
başarılı olamayacak takım. yüksek ihtimalle 2014-2015 sezonunu fenerbahçe'nin arkasında 2. bitirecek.
cumhuriyet gazetesi yazarı.
hemen hemen çoğu insanın yaptığı eylemdir. özellikle bulmacalardaki resimler bu durumdan en çok payını alanlardır. duruma göre sakal ve bıyığa; kaş, saç ve gözlük de eklenmesi muhtemeldir.
bugün gazetesi yazarı. sık sık bugün tv'de görülmesi muhtemel kişi.
15 eylül 2014 tarihli köşe yazısından;
--alıntı--
2009 yılı yerel seçimleri arifesiydi.
Kadir Topbaş’ı Kanaltürk’te konuk ettik.
O ara, meşhur Levent’teki İETT arazinin satışı gündemdeydi.
Programın moderatörü olarak İstanbul’u yönetmeye ikinci kez talip olan Kadir Topbaş’a “İETT arazisi illa satılmak zorunda mı, oraya harika şehir parkı olur” diye sordum.
Üzerinde bile durmadı.
45 dönümlük arazinin satışı çoktan bağlanmıştı çünkü.
Dubai Emiri’ne satıldı, sonra bu satış iptal edildi.
Yıllar içinde imar planı defalarca değişti, en son öğreniyoruz yükseklik de serbest bırakılmış. Yakındır, orada da kuleler yükselecek.
Kentin nefes alacak alanlara ihtiyacı var. Yürüyecek kaldırım yok. Özürlüler hiç düşünülmeden planlama yapılıyor. Altyapı sorunlu. Kaldı ki, yapılan AVM ve kulelerin sakinleri kan ağlıyor.
Alın size Astoria… Cafcaflı ilanlarla açılışı yapıldı, cazibe merkezi olsun diye nice etkinlikler düzenlendi ama nafile… Sinek avlıyor.
Trump… Özel indirimlerle yer alanlar, zarar etmeden elden çıkarmanın peşinde. Bedava konserler, arkasındaki koca medya grubunun köpürtmesi de çare olmuyor.
Cevahir… Büyük umutlarla açıldı belki ama gelir düzeyi bakımından orta ve alt tabakaya mahkûm oldu. Metrocity hakeza öyle, Gültepe oraya akıyor.
Akmerkez… Eski şatafatlı günlerini mumla arıyor. Yarın, bugününü de özleyecek.
Zorlu… Halen test sürüşünde fakat çıtayı o kadar yukarı koydu ki, millet sadece dolaşmak için uğruyor. Apple Store en büyük avantajı…
Hepsini saymayayım. Kent merkezine yapılan onca AVM içinde yüzü gülen ikisi var; Kanyon ve İstinye Park… Diğerleri kaderine küsmüş halde. Ve kent yönetimi doymak bilmez bir iştahla yenilerini yapmak için saldırıyor.
Rant bahçeleri…
Sadece İETT arazisi değil… Zorlu Center’ın yükseldiği Karayolları arazisine, Ali Sami Yen Stadı’ndan boşalan yere de kent parkları, bahçeleri yapılabilirdi.
Yine… Dolmabahçe’de İnönü Stadı’ndan boşalan yer de Maçka parkı ile birleşip Boğaz kıyısında devasa bir bahçeye, hatta botanik parkına çevrilebilirdi. Fakat bu kimsenin aklından geçmediği gibi, teklif edene de kötü kötü baktılar.
Ali Sami Yen demişken… Orada da kuleler yükseldi. Ne altyapı ne üstyapı uygun. Sadece trafik yoğunluğu bile, bölgeden uzaklaşma nedeni.
Şimdi 10 cenaze çıktı diye inşaat durdu, ama yakındır başlaması. Bitmek üzere çünkü. Cephe giydirmeleri alt katlardan itibaren başlamış durumda.
Kenti, parkı, bahçeyi geçtim. İş kazaları konusunda Avrupa’da birinci, dünyada üçüncüyüz.
Önce bunu halletmeliyiz.
Belki 10 kere istifa etmesi gerekirken halen koltuğunu koruyan Çalışma Bakanı, geçen Bursa’da 7 katlı bir binanın dış cephesinde işçileri güvenlik önlemi almadan çalışır görünce, teftiş grup başkanını arayıp inşaatı mühürletmiş. Esasen o teftiş grup başkanını alarak işe başlaması gerekiyordu.
Bakan sonra da şöyle demiş: “Türkiye’nin sorunu mevzuat değil, zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.”
Güler misin ağlar mısın?
TBMM Başkanı geçen gün, “Türkiye bu Anayasa ile yola devam edemez” dedi ya…
Ona atfen bitireyim:
Kusura bakmayın beyler, mevcudu çatır çatır çiğneyen zihniyet, yenisini yapamaz!
--alıntı--
15 eylül 2014 tarihli köşe yazısından;
--alıntı--
2009 yılı yerel seçimleri arifesiydi.
Kadir Topbaş’ı Kanaltürk’te konuk ettik.
O ara, meşhur Levent’teki İETT arazinin satışı gündemdeydi.
Programın moderatörü olarak İstanbul’u yönetmeye ikinci kez talip olan Kadir Topbaş’a “İETT arazisi illa satılmak zorunda mı, oraya harika şehir parkı olur” diye sordum.
Üzerinde bile durmadı.
45 dönümlük arazinin satışı çoktan bağlanmıştı çünkü.
Dubai Emiri’ne satıldı, sonra bu satış iptal edildi.
Yıllar içinde imar planı defalarca değişti, en son öğreniyoruz yükseklik de serbest bırakılmış. Yakındır, orada da kuleler yükselecek.
Kentin nefes alacak alanlara ihtiyacı var. Yürüyecek kaldırım yok. Özürlüler hiç düşünülmeden planlama yapılıyor. Altyapı sorunlu. Kaldı ki, yapılan AVM ve kulelerin sakinleri kan ağlıyor.
Alın size Astoria… Cafcaflı ilanlarla açılışı yapıldı, cazibe merkezi olsun diye nice etkinlikler düzenlendi ama nafile… Sinek avlıyor.
Trump… Özel indirimlerle yer alanlar, zarar etmeden elden çıkarmanın peşinde. Bedava konserler, arkasındaki koca medya grubunun köpürtmesi de çare olmuyor.
Cevahir… Büyük umutlarla açıldı belki ama gelir düzeyi bakımından orta ve alt tabakaya mahkûm oldu. Metrocity hakeza öyle, Gültepe oraya akıyor.
Akmerkez… Eski şatafatlı günlerini mumla arıyor. Yarın, bugününü de özleyecek.
Zorlu… Halen test sürüşünde fakat çıtayı o kadar yukarı koydu ki, millet sadece dolaşmak için uğruyor. Apple Store en büyük avantajı…
Hepsini saymayayım. Kent merkezine yapılan onca AVM içinde yüzü gülen ikisi var; Kanyon ve İstinye Park… Diğerleri kaderine küsmüş halde. Ve kent yönetimi doymak bilmez bir iştahla yenilerini yapmak için saldırıyor.
Rant bahçeleri…
Sadece İETT arazisi değil… Zorlu Center’ın yükseldiği Karayolları arazisine, Ali Sami Yen Stadı’ndan boşalan yere de kent parkları, bahçeleri yapılabilirdi.
Yine… Dolmabahçe’de İnönü Stadı’ndan boşalan yer de Maçka parkı ile birleşip Boğaz kıyısında devasa bir bahçeye, hatta botanik parkına çevrilebilirdi. Fakat bu kimsenin aklından geçmediği gibi, teklif edene de kötü kötü baktılar.
Ali Sami Yen demişken… Orada da kuleler yükseldi. Ne altyapı ne üstyapı uygun. Sadece trafik yoğunluğu bile, bölgeden uzaklaşma nedeni.
Şimdi 10 cenaze çıktı diye inşaat durdu, ama yakındır başlaması. Bitmek üzere çünkü. Cephe giydirmeleri alt katlardan itibaren başlamış durumda.
Kenti, parkı, bahçeyi geçtim. İş kazaları konusunda Avrupa’da birinci, dünyada üçüncüyüz.
Önce bunu halletmeliyiz.
Belki 10 kere istifa etmesi gerekirken halen koltuğunu koruyan Çalışma Bakanı, geçen Bursa’da 7 katlı bir binanın dış cephesinde işçileri güvenlik önlemi almadan çalışır görünce, teftiş grup başkanını arayıp inşaatı mühürletmiş. Esasen o teftiş grup başkanını alarak işe başlaması gerekiyordu.
Bakan sonra da şöyle demiş: “Türkiye’nin sorunu mevzuat değil, zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.”
Güler misin ağlar mısın?
TBMM Başkanı geçen gün, “Türkiye bu Anayasa ile yola devam edemez” dedi ya…
Ona atfen bitireyim:
Kusura bakmayın beyler, mevcudu çatır çatır çiğneyen zihniyet, yenisini yapamaz!
--alıntı--
15 eylül 2014 tarihli köşe yazısından;
--alıntı--
Kâğıt üstünde parlamenter sistemin bütün kurumlarıyla ayakta ama yine de Türkiye'de rejim adım adım otoriterleşiyor ve bir parti devletine dönüşüyor.
İki gün önce Cumhurbaşkanı'nın Beylerbeyi Sarayı'nda yaptığı “Basına kapalı basın toplantısı” bu alâmetlerden biriydi. Hükümete sâdık gazetecilerin ismen davet edildiği bu toplantıya, “güvenilmez” ve muhtemelen “hain” basın kuruluşları çağırılmadı. 28 Şubat döneminde Genelkurmay'ın uyguladığı akreditasyonu, hükûmet yeniden keşfetti!
Demokrasi, sadece seçilmiş bir meclise değil, onunla birlikte güçler ayrılığına, yani yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız ve yekdiğerini denetleyebilme esprisine dayanıyor. Türkiye'de seçim kazanan parti yasama ve yürütmenin mutlak egemeni oluyor; sistem bu bakımdan hastalıklı ve tedaviye muhtaç. Bu durumda yargı, parlamenter sisteminin biricik tutamağı. Diyelim ki interneti hükümet kontrolüne devreden kanundan şikâyetçisiniz: Sivil toplum, basın istediği kadar itiraz etsin; Meclis'teki oylamada hükümet grubu, liderin işaret ettiği yönde oy kullanarak sonucu kesinleştiriyor. Parti gruplarının lider iradesi dışında davranabildiği çok az örnek var Meclis tarihimizde. AKP grubu son süreçte, parti yönetiminden gelen her kanun teklifini gözünü kırpmadan onayladı ki, bunların içinde temel hak ve hürriyetlere aykırılığı tartışılmaz nitelikte maddeler de vardı. Türk tipi parlamento geleneğinde buna “Parti disiplini” deniyor ve parlamenter rejimimiz, parti disiplinine pek meraklı vekillerin sadakati yüzünden özellikle son günlerde büyük itibar kaybına uğradı. Kezâ Meclis'in sair denetim yetkileri de grubun parti disiplinine âşık tavrı yüzünden hiçbir işe yaramıyor. Kısaca tek çıkış yolu yargıya gitmek.
Ekimdeyapılacak HSYK seçimleri öncesinde Adalet Bakanlığı'nın hakim ve savcılara yönelik maaş zammı vaadi, kötü tasarlanmış bir Zaytung haberini andırıyor. Şakadan da öte! Hükümetin açıkça desteklediği taraf bu seçimlerden galip çıkarsa Türkiye'de üç erk, uzun bir aradan sonra yeniden tek elde toplanmış olacak; yani tek parti devrinden beri!
AKP'nin Meclisgrubu, tek parti yıllarının CHP grubuna benziyor fakat haksızlık etmeyelim; 40'lı yıllarda bazı meselelerin CHP grubunda kıyasıya tartışıldığı, aksi yönde görüşler beyan edildiğine dair örnekler vardır. AK Parti grubu, kendi arasında tartışma görüntüsü vermeden benzersiz bir sadâkatle blok halinde oy kullanıyor. Hezâr aferin! Üçyüz küsur kişi içinde farklı düşünenler vardır elbet ama düşünürken geride iz bırakmamaya gösterdikleri itina yüzünden bu fikirlerden haberdar olamıyoruz. Çoğunun haziran seçimlerinde yeniden seçilmek için böyle davrandıklarını ileri sürmek haksızlık olur mu? Bence olmaz. Haksızlık edip etmediğimi, sonraki yıllarda bir kısım AKP'li vekilin hâtıralarında görebiliriz zannediyorum.
Bu arada aklıma gelmişken gruptaki bazı vekillere bir iyilikte bulunayım; bol bol selfie (Hâtıra-i Sadâkat) fotosu çektirsinler Meclis'te; ilerde seyreder, hüzünlenirler!
Bu tablonun yegâne müsebbibi AKP grubu değil, öteki partilerin de kabahati büyük. Grupları, liderin keyfine râm eden Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarındaki aksak ve antidemokratik hükümlerdir ve bu hükümler, düzenin devamını arzulayan liderlerce, yani Bahçeli, Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve Davudoğlu tarafından sanki kutsal bir emanetmiş gibi savunuluyor. “Liderine eyvallahı olmayan vekil”, bizdeki parti ağalığı sisteminin kâbusudur. Seçimlerde dilediğimizi değil, liderin adamlarını seçiyoruz. Siyasi hayatımızda da bir nevi aşiret sosyolojisi sürüp gidiyor anlayacağınız...
Bunlar yeni sözler değil, bir orijinalite taşımıyor fakat güçler ayrılığı ilkesinin son kalesi yargının, HSYK seçimlerinden sonra tamamen hükümet eline geçmesi tam bir kâbus olacaktır ve biz ertesi gün, sistemin, güyâ kurallar içinde nasıl dejenere edilebildiğine ve otokrasiye dönüştüğüne şahit olacağız.
AK Parti grubundan ani bir aydınlanma ürperişi beklenemeyeceğine göre şu anda tek ümidimiz, hukukçuların vicdanlarıyla cüzdanları arasında yapacakları tercihe bağlı.
--alıntı--
--alıntı--
Kâğıt üstünde parlamenter sistemin bütün kurumlarıyla ayakta ama yine de Türkiye'de rejim adım adım otoriterleşiyor ve bir parti devletine dönüşüyor.
İki gün önce Cumhurbaşkanı'nın Beylerbeyi Sarayı'nda yaptığı “Basına kapalı basın toplantısı” bu alâmetlerden biriydi. Hükümete sâdık gazetecilerin ismen davet edildiği bu toplantıya, “güvenilmez” ve muhtemelen “hain” basın kuruluşları çağırılmadı. 28 Şubat döneminde Genelkurmay'ın uyguladığı akreditasyonu, hükûmet yeniden keşfetti!
Demokrasi, sadece seçilmiş bir meclise değil, onunla birlikte güçler ayrılığına, yani yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız ve yekdiğerini denetleyebilme esprisine dayanıyor. Türkiye'de seçim kazanan parti yasama ve yürütmenin mutlak egemeni oluyor; sistem bu bakımdan hastalıklı ve tedaviye muhtaç. Bu durumda yargı, parlamenter sisteminin biricik tutamağı. Diyelim ki interneti hükümet kontrolüne devreden kanundan şikâyetçisiniz: Sivil toplum, basın istediği kadar itiraz etsin; Meclis'teki oylamada hükümet grubu, liderin işaret ettiği yönde oy kullanarak sonucu kesinleştiriyor. Parti gruplarının lider iradesi dışında davranabildiği çok az örnek var Meclis tarihimizde. AKP grubu son süreçte, parti yönetiminden gelen her kanun teklifini gözünü kırpmadan onayladı ki, bunların içinde temel hak ve hürriyetlere aykırılığı tartışılmaz nitelikte maddeler de vardı. Türk tipi parlamento geleneğinde buna “Parti disiplini” deniyor ve parlamenter rejimimiz, parti disiplinine pek meraklı vekillerin sadakati yüzünden özellikle son günlerde büyük itibar kaybına uğradı. Kezâ Meclis'in sair denetim yetkileri de grubun parti disiplinine âşık tavrı yüzünden hiçbir işe yaramıyor. Kısaca tek çıkış yolu yargıya gitmek.
Ekimdeyapılacak HSYK seçimleri öncesinde Adalet Bakanlığı'nın hakim ve savcılara yönelik maaş zammı vaadi, kötü tasarlanmış bir Zaytung haberini andırıyor. Şakadan da öte! Hükümetin açıkça desteklediği taraf bu seçimlerden galip çıkarsa Türkiye'de üç erk, uzun bir aradan sonra yeniden tek elde toplanmış olacak; yani tek parti devrinden beri!
AKP'nin Meclisgrubu, tek parti yıllarının CHP grubuna benziyor fakat haksızlık etmeyelim; 40'lı yıllarda bazı meselelerin CHP grubunda kıyasıya tartışıldığı, aksi yönde görüşler beyan edildiğine dair örnekler vardır. AK Parti grubu, kendi arasında tartışma görüntüsü vermeden benzersiz bir sadâkatle blok halinde oy kullanıyor. Hezâr aferin! Üçyüz küsur kişi içinde farklı düşünenler vardır elbet ama düşünürken geride iz bırakmamaya gösterdikleri itina yüzünden bu fikirlerden haberdar olamıyoruz. Çoğunun haziran seçimlerinde yeniden seçilmek için böyle davrandıklarını ileri sürmek haksızlık olur mu? Bence olmaz. Haksızlık edip etmediğimi, sonraki yıllarda bir kısım AKP'li vekilin hâtıralarında görebiliriz zannediyorum.
Bu arada aklıma gelmişken gruptaki bazı vekillere bir iyilikte bulunayım; bol bol selfie (Hâtıra-i Sadâkat) fotosu çektirsinler Meclis'te; ilerde seyreder, hüzünlenirler!
Bu tablonun yegâne müsebbibi AKP grubu değil, öteki partilerin de kabahati büyük. Grupları, liderin keyfine râm eden Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarındaki aksak ve antidemokratik hükümlerdir ve bu hükümler, düzenin devamını arzulayan liderlerce, yani Bahçeli, Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve Davudoğlu tarafından sanki kutsal bir emanetmiş gibi savunuluyor. “Liderine eyvallahı olmayan vekil”, bizdeki parti ağalığı sisteminin kâbusudur. Seçimlerde dilediğimizi değil, liderin adamlarını seçiyoruz. Siyasi hayatımızda da bir nevi aşiret sosyolojisi sürüp gidiyor anlayacağınız...
Bunlar yeni sözler değil, bir orijinalite taşımıyor fakat güçler ayrılığı ilkesinin son kalesi yargının, HSYK seçimlerinden sonra tamamen hükümet eline geçmesi tam bir kâbus olacaktır ve biz ertesi gün, sistemin, güyâ kurallar içinde nasıl dejenere edilebildiğine ve otokrasiye dönüştüğüne şahit olacağız.
AK Parti grubundan ani bir aydınlanma ürperişi beklenemeyeceğine göre şu anda tek ümidimiz, hukukçuların vicdanlarıyla cüzdanları arasında yapacakları tercihe bağlı.
--alıntı--
(bkz: yeni türkiye)
beşiktaş'ın fark atacağı maç. tahmin 3-0.
atletico'nun 2-1 kazandığı maç.
0-0 biten maç. galatasaray'ın ligdeki ilk puan kaybı olmuştur.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?