“Dün U-19 Akademi Takımımız’ın Bucaspor ile oynadığı maçta kendi oyuncumuz sakatlanmış yerde yatarken takımımız bir gol bulmuş ve rakip takım sakat oyuncumuzu göstererek golün iptalini istemiştir hakemden. Hakem itirazı reddetmiş ve gol geçerli sayılmıştır. Buna rağmen Cem Özden antrenörümüz Baba Hakkı gibi asil bir davranışa imza atmış ve santradan sonra oyuncularını kenara çekip rakibin boş kaleye gol atmasına izin vermiştir. Biz bu gelenekten geliyoruz. Yeneriz yeniliriz. Geçen sene dışarıda yendik, içeride yenildik.”
fikret orman
15 aralık kasımpaşaspor beşiktaş maçından sonra sağlam ses telinin kalmadığını düşündüğüm yazarımız. öyle tutkulu, öyle bağımlı izliyor ki maçları, insanın kanını kaynatıyor.
bir şeyleri tam anlamıyla anlatabilmek için kelime dağarcının çok geniş olması gerekir. zira meşakkatlidir beşiktaş'lı olmak.
dün aldığım bir mesaj ile beşiktaş'lı olmanın ne kadar zor zanaat olduğunu bir kez daha anladım. 2011'in mayıs ayında yerinde yatacak kadar çok sevdiğim dayımı kaybetmiştim. dayım koyu bir beşiktaşlıydı. Diyarbakır'dan istanbul'a maç izlemeye gelir, iki kadeh rakı içer, beni de yanına oturtur 70'li yılların beşiktaş'ını anlatırdı. bu kadar beşiktaş sevdalısıyken; 15 yıl aradan sonra dünyaya gelen kızı galatasaraylıydı. 7 ceddimizin en nadide insanı, dayımı kaybettiğimizde bütün ailede derin yaralar açmışken; küçük kızı içine kapandı. babasının saatini taktı, tesbihini aldı, 2.45'lik gözlükleri, 1 adet beşiktaş rozeti, kıravat iğnesi... kimseye vermedi. beşiktaş rozeti çok eskiydi, dayım bana vereceğini söylemişti ama kızına kıyamadım, isteyemedim. babasının beşiktaş sevgisini devam ettirmek adına kendisi beşiktaş'lı olmaya karar verdi. bu kararı vermesiyle, forma sözü vermiştim. bu sözü dün bana yolladığı mesajdan sonra hatırladım.
abi neden hep yeniliyoruz! diye mesaj atmış dün. bir şey diyemedim. babanın saçları boşuna beyazlamadı, boşuna rakının müdavimi olmadı, diyemedim. beşiktaş'lı olmak budur, zordur diyemedim...
dün aldığım bir mesaj ile beşiktaş'lı olmanın ne kadar zor zanaat olduğunu bir kez daha anladım. 2011'in mayıs ayında yerinde yatacak kadar çok sevdiğim dayımı kaybetmiştim. dayım koyu bir beşiktaşlıydı. Diyarbakır'dan istanbul'a maç izlemeye gelir, iki kadeh rakı içer, beni de yanına oturtur 70'li yılların beşiktaş'ını anlatırdı. bu kadar beşiktaş sevdalısıyken; 15 yıl aradan sonra dünyaya gelen kızı galatasaraylıydı. 7 ceddimizin en nadide insanı, dayımı kaybettiğimizde bütün ailede derin yaralar açmışken; küçük kızı içine kapandı. babasının saatini taktı, tesbihini aldı, 2.45'lik gözlükleri, 1 adet beşiktaş rozeti, kıravat iğnesi... kimseye vermedi. beşiktaş rozeti çok eskiydi, dayım bana vereceğini söylemişti ama kızına kıyamadım, isteyemedim. babasının beşiktaş sevgisini devam ettirmek adına kendisi beşiktaş'lı olmaya karar verdi. bu kararı vermesiyle, forma sözü vermiştim. bu sözü dün bana yolladığı mesajdan sonra hatırladım.
abi neden hep yeniliyoruz! diye mesaj atmış dün. bir şey diyemedim. babanın saçları boşuna beyazlamadı, boşuna rakının müdavimi olmadı, diyemedim. beşiktaş'lı olmak budur, zordur diyemedim...
aslında çoğu taraftarın dilindekinin gerçekleşmiş halidir. eminim o maçı izlerken,manuel fernandes'in anasına söven mi dersiniz, bacısına söven mi dersiniz gırlaydı. sövenlerin dilinde tabi. onlar günahsız. bir tane cibiliyetsiz sahaya atlıyor ve bir anda herkes beşiktaş'lı, bir anda herkes arma sevdalısı kesiliyor. atlayanın milyon tane fotoğrafı servis edildi medyaya.
sahaya atlayanın yüzünü göremedim, eleman anında paket oldu. maç bitti, 10 dakika içerisinde eve gelip spor kanalı açtım; sahaya atlayan kişinin bir sürü fotoğrafı çıkmış. Ulan hangi ara bu kadar fotoğraf buldunuz. Yada adamı nereden buldunuz. Bu kadar çabuk bulabiliyorsunuz madem, hrant dink'in, roboski katliamı'nın ceylan'ın faillerinide bulaydınız ya! türk sinemasındaki gerçekler gibi her olayın sonunda teşrif etmekle nereye kadar.
gerildim.kendilerine bir kurban seçtiler, avradını siktiğimin futbolunun içine ettiler.
sahaya atlayanın yüzünü göremedim, eleman anında paket oldu. maç bitti, 10 dakika içerisinde eve gelip spor kanalı açtım; sahaya atlayan kişinin bir sürü fotoğrafı çıkmış. Ulan hangi ara bu kadar fotoğraf buldunuz. Yada adamı nereden buldunuz. Bu kadar çabuk bulabiliyorsunuz madem, hrant dink'in, roboski katliamı'nın ceylan'ın faillerinide bulaydınız ya! türk sinemasındaki gerçekler gibi her olayın sonunda teşrif etmekle nereye kadar.
gerildim.kendilerine bir kurban seçtiler, avradını siktiğimin futbolunun içine ettiler.
futbola lanetler yağdırmamıza sebep bir karşılaşma. söyleyecek pek bir şey yok!
adam oyun oynatmamak için gönderildi galiba. düdük çalmadan 2 dakika top yapılamadı.
üst üste goller atarken, kırmızı kart ile önümüzdeki hafta oynayamayacak oyuncu. sahaya giren taraftara attığı tekmenin elbette elle tutulur bir yanı yok. yapmaması gerekiyor ama kendimi yerine koyduğumda ceza sahası içerisindeki bir pozisyonda takım arkadaşına dalan bir taraftara ne yapılabilir. kendine hakim olmalı ve o tekmeyi sallamamalıydı. kafam çok karışık amına koyim.
Kendine gelen, maçları artık boş geçmeyen bıyıklı ve küpeli abi.
Sürekli duran, düdük çalınan karşılaşma. İnşallah kaçırdığımız bir kaç pozisyonu aramayız.
Kendini uyanık zanneden futbolcu müsvettesi.
nice güzel yaşlar dilediğimiz nadide yazarlarımızdan.
http://www.youtube.com/watch?v=f19041vCtFM&hd=1
nilüfer ve hayko cepkin ile ayrı bir tat bulan şarkı.
nilüfer ve hayko cepkin ile ayrı bir tat bulan şarkı.
bazen lanetler yağdırdığım, bazen kedi gibi sığındığım şehir. nesin sen, nasıl bir şeysin!
dilediği gibi yaşayan, iplemeyen insan modeli.
yaşamasına sebep olacağını bilsem; kim bilir neler vermezdim. kah pir sultan dedi, kah şeyh bedrettin...insan dedi üstüne basa basa. sen rahat uyu, minik yürekli dev adam.
anlam yükleyemediğiniz geceleriniz baş aktörü. en dibe kadar götürüp, oracıkta bırakıverir insanı. başınızı iki elinizin arasına koymanıza sebeptir.
ölüm kokar. çaresizseniz eğer; kalp atışlarınızı hızlandırır. hüsrandır sonu çoğu zaman.
pes etmek. her şeyi bir köşeye bırakıp feragat etmektir.
bir aldatma cümlesidir. belki karşındaki susturma, belki de sıkılma belirtisidir. geçmediği aşikardır halbuki.
İnsanın göğsünün orta yerinde ağırca yükün olduğu anlarda haykırılası cümle.
unutur seni giderdim, vurmasa dünya..
unutur seni giderdim, vurmasa dünya..
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?