lietuvos rytas takımında forma giyen 27 yaşında ve 1.96 boyundaki litvanya'lı skorer guard. türkiye'de basketbolsever kendisini geçen sezon olin gençlik formasıyla hatırlayacaklardır. etkiliyeci hücum özellikleriyle ön plâna çıkmış olup; bu adamı bizim takımların rytas'a nasıl kaptırdığı tarafımca merak edilmektedir. sıla hasreti çekiyorsa o ayrı tabii.
barcelona regal'in iki sezon önce granada takımından transfer ettiği 2.03 boyunda ve 25 yaşındaki avustralya'lı forward. istikrarsız bu adam. rakibinin solundan yürüyüp el üzerinden de yüksek yüzdeli üç sayı ve orta mesafe iki sayı isabeti bulabilen bir oyuncu.
bu sene barcelona regal formasıyla dördüncü sezonunu geçirmekte olan 1.97 boyunda ve 34 yaşındaki forward. ilerlemiş yaşına rağmen euroleauge'in vasat üstü üç numaralarındandır. her maç 30 sayılar atıp oyuna damga vurmaz belki ama gayet sade bir şekilde kendisinden istenileni yapıp kenara çekilir.
barcelona regal'in bu sezon başında rusya'nın unics kazan takımından transfer ettiği 1986 doğumlu ve 2.08 boyundaki avustralya asıllı pota altı oyuncusu. size açısından geniş, böyle yüzü toparlak bir eleman. polis akademisi'nin bundan sonraki serileri çekilirse; ihtiyaç duyulan kilolu siyahi polis tiplemesi kendisiyle karşılanabilir.
bu sezon başında real madrid'ten barcelona regal takımına transfer olan 25 yaşında ve 2.17 boyundaki hırvat pivot. hücumdaki yetenekleri işin savunma kısmında yeterince gösteremediği içindir mi bilinmez, madrid tarafından serbest bırakılması bir miktar şaşkınlıkla karşılandı. katalan ekibiyle dikkat çekici bir ivme yakalarsa real koçu pablo laso'nun sert eleştirilere maruz kalması aşikâr.
real madrid forması giyen 2.04 boyunda ve 27 yaşındaki atletik power forward. bundan 6 sezon önce yolu türkiye'ye - pınar karşıyaka'ya- düşmüş ve burada gösterdiği performansla izmir'li basketbolseverleri mest etmiştir. daha sonra sonra omzunda sırt çantasıyla israil, fransa ve almanya'yı turladıktan sonra geçen sezon ispanya'ya demir atmıştır.
real madrid'in 1985 doğumlu ve 1.96 boyundaki uçana kaçana zıplayan, hoplayan, smaç vuran, blok koyan ispanyol small forward'i. her dönemin olduğu gibi aynı zamanda her mevkinin adamı.
2000'lerin başlarında joventut badalona formasıyla kendisini izlemiştik. nba macerasında da portland trail blazers ekibiyle hiç de fena işler çıkarmadı. o böyyük böyyük siyahi pivotlara kafa tutmuşluğu vakîdir. bu sezon da madrid'in şüphesiz en önemli silahıdır.
2000'lerin başlarında joventut badalona formasıyla kendisini izlemiştik. nba macerasında da portland trail blazers ekibiyle hiç de fena işler çıkarmadı. o böyyük böyyük siyahi pivotlara kafa tutmuşluğu vakîdir. bu sezon da madrid'in şüphesiz en önemli silahıdır.
real madrid'in 1987 doğumlu ve 1.90 boyundaki yerli üretimlerinden olan skorer oyun kurucu.
yanlış hatırlamıyorsam ettore messina'nın takımın başına geçtiği sezon transfer edildi ve bu sene başkent ekibindeki beşinci sezonu. 2014 yılına kadar sözleşmesi devam etmekte. dış şutlarıyla etkili bir silah olan bu arkadaşın en zor tarafı ise son derece kısa olan soy ismini bir çırpıda yazabilmektir.
yanlış hatırlamıyorsam ettore messina'nın takımın başına geçtiği sezon transfer edildi ve bu sene başkent ekibindeki beşinci sezonu. 2014 yılına kadar sözleşmesi devam etmekte. dış şutlarıyla etkili bir silah olan bu arkadaşın en zor tarafı ise son derece kısa olan soy ismini bir çırpıda yazabilmektir.
2011-2012 sezonunda gran canaria'dan real madrid takımına transfer olmuş 29 yaşında ve 1.88 boyundaki abd'li shooting guard. tutturduğu üçlük yüzdeleri ile nam salmış bu arkadaşın eli ısınmaya başlayınca çıldırtamayacağı savunma yoktur. herhalde avrupa kıtası da son dönemde bu kadar keskin bir şutör izlememiştir. ilginç bir anektod daha bu adam aynı zamanda azerbaycan pasaportu almış olup, "iki dövlet tek millet" diyerek yahşi yahşi bu ülkenin milli takım formasını da giyebilecektir. yolunun bir gün beşiktaş ile kesişmesi umuduyla...
real madrid'te forma giyen 1991 doğumlu ve 2.08 boyundaki karadağ asıllı power forward. ancak eflatun beyazlı ekibin genç takımlarından bu yana forma giymeye devam etmiş ve ispanyol vatandaşı olarak bu ülkenin milli formasını giymeye başlamıştır. geçtiğimiz sezon euroleauge'te "yükselen yıldız" seçilen bu oldukça yetenekli oyuncunun nba parkelerine adım atması da galiba pek uzun sürmeyecektir.
bu akşam oynanan anadolu efes - banvit maçını tribünden izleyen abd'li şutör. yakın zamanda lacivert beyazlılarla sözleşme imzalayacağı konuşuluyor. hatta takımla idmanlara da çıkmış. hatta ve hatta jordan farmar'ın evinde kalıyormuş. "market alışverişini, kirayı üleşiriz. elektiriğe, suya karışmam yalnız" demiş.
bu akşam anadolu efes'e 79-69 yenildikleri maç sonrası tercüman bulunamaması nedeniyle karşılaşma sonrasındaki basın toplantısında oyuncusu (vurgula: kalin lucas)'ın beyanatlarını tercüme etmek zorunda kalan ve haklı olarak bu duruma sinirlenen banvit koçu.
beşiktaş erkek basketbol takımı'nın ikinci hafta mücadelesine sahne olacak karşılaşmadır. lig tv 3'ten canlı yayınlanacak maçın başlama saati tbf'nin sitesinde 15.30 olarak duyurulmuştur.
bu sezon ted ankara kolejliler forması giyen 1980 doğumlu ve 1.96 boyundaki yeni zelandalı skorer shooting guard. beko basketbol liginde adından en çok söz ettirecek yabancı oyuncular arasında olacağını düşünüyorum.
bir dönemlerin hırvat futbolunun orta sahadaki altın çocuğu. etkileyici futbol zekası, müthiş top tekniği kendisinin 20'li yaşların başında real madrid forması giymesine yetmişti.
ama ne real madrid. emilio butragueno, manuel sanchis, hugo sanchez, martin porlan chendo, kaleci francisco buyo, rafael gordillo, paco llorente. bu kadronun içinde çok da kalıcı olamamıştı genç prosinecki. bir-iki sezon sonra fc barcelona forması altında izledik kendisini. ne var ki katalanlarda da tutunamadı. sonrası evliya çelebi misali.
şimdi yıllar sonra hoca olarak türkiye'de bu orta avrupa efsanesi. sevindim, çocukluğumun real madrid takımını bana yeniden anımsatması adına. başarılar sarı.
edit: o dönemin madrid kadrosunu sayarken michel (galiba şu an sevillia'nın hocası) ve martin vazquez'i de unutmayalım tabii.
ama ne real madrid. emilio butragueno, manuel sanchis, hugo sanchez, martin porlan chendo, kaleci francisco buyo, rafael gordillo, paco llorente. bu kadronun içinde çok da kalıcı olamamıştı genç prosinecki. bir-iki sezon sonra fc barcelona forması altında izledik kendisini. ne var ki katalanlarda da tutunamadı. sonrası evliya çelebi misali.
şimdi yıllar sonra hoca olarak türkiye'de bu orta avrupa efsanesi. sevindim, çocukluğumun real madrid takımını bana yeniden anımsatması adına. başarılar sarı.
edit: o dönemin madrid kadrosunu sayarken michel (galiba şu an sevillia'nın hocası) ve martin vazquez'i de unutmayalım tabii.
sezgileri ve pozisyon almadaki ustalığıyla kendisinden çok uzun oyuncuların üzerinden dahi ribaund toplayabileceğini 12 ekim 2012 beşiktaş partizan euroleague maçı ile göstermiş oyuncudur. bu şekilde iki maç daha çıkarırsa erman kunter, kendisini sadece avrupa'da oynatma düşüncesini tekrar gözden geçirebilir.
euroleauge organizasyonundaki ilk maçlarında panathinaikos'u (b: rudy fernandez), (b: nikola mirotic ) ve (b: sergio llull)'un etkileyici performanslarıyla 85-78 mağlup eden takımdır.
"tüm imkânı olup da gelmeyenler için..."
maçlara gidip desteklemeleri için tuttukları takımın katıldığı ulusal/uluslararası organizasyonlarda rüştünü ispat etmesini ön koşul olarak olarak öne sürmüş sportif topluluk. rüştünü ispat etmekten kastımız da en az yarı final. yoksa gerek görmüyor beyzadeler. çok önemli hasletleri vardır beşiktaş taraftarının, gerçekten de kendilerine rakip olarak gördükleri takımların taraftarlarına benzemiyorlar.
iyi günde, kötü günde, her zaman, her yerde en içli/en dokunaklı sözlerle bezedikleri tezahüratlarını evlerinden seslendirmekte üzerlerine yok. hele ki mevzu basketbol, voleybol, hentbol vs. ise. kulüp, tarihinde ilk kez basketbol branşında euroleauge maçına çıkıyor, maçtan bir akşam önce erman kunter üzerine basa basa taraftar desteğinin çok çok önemli olduğunu vurguluyor. bir bakıyorsunuz ki abdi ipekçi spor salonu'nda gözle görülür derecede boşluklar var.
pops mensah bonsu yok, carlos arroyo yok, david hawkins yok, zoran erceg yok. e ama siz de yoksunuz? sizlerle de mi şartlarda anlaşamadı beşiktaş kulübü yönetimi? sizler de mi daha iyi teklifler aldınız ezeli rakiplerinizden? sizler de mi salonlarda gerek ligde gerekse üst düzey yurt dışı turnuvalarda takımınızı desteklemek için sponsorluk anlaşmaları bekliyorsunuz?
yani bu çocuklar, sizin tribünleri doldurmanız için her sezon şampiyon olmak ve final four oynamak mecburiyetinde öyle mi? geçen sezon galatasaray mp ve anadolu efes serilerinde salonları hınca hınç dolduran beşiktaşlılar neredesiniz? işin ucunda mutlaka kupa olması gerekiyor değil mi? ne zamandan beri, neticesinde somut bir ödülün gelmeyeceği hiçbir karşılaşmayı gitmeye değer bulmamaya başladınız? fenerbahçe ülker'in, bc khimki ile oynadığı maçın tribünlerini gördünüz mü? galatasaray mp'nin eurocup iç saha maçlarında yaşanacak izdihamı tahmin edebiliyor musunuz? onlar da geçen sezon ilk kez euroleauge'e katılma fırsatı buldular. herhangi bir maçlarında salonda boşluk farkedebildiniz mi?
peki siz nasıl böyle bir hayal kırıklığını takımınıza layık görebiliyorsunuz? bırakın lütfen "3000 kişi de orayı inletmeye yeter, 6000 kişi de orayı yıkmaya yeter" mavralarını artık. o çocuklar o parkeye ısınmaya çıktıklarında dolu tribünler görmek ister arkadaşım. üvey evlat muamelesi yaptığınız çocuktan yüzünüzü ağartmasını bekliyorsunuz. o evlat yine bir umutla "belki düzelir her şey" diyerek sizleri memnun etmeye çalışıyor var gücüyle. kazanırlarsa ne alâ, kazanamazlarsa muallâ. öyle mi?
son şampiyon, ilk lig maçında kaç kişiye oynadı? rahatsızlık duymuyor musunuz bu durumdan? çıkarın dilinizdeki baklayı kardeşim. ne zorluyorsunuz kendinizi. "yıldızlarımız başka takımlara gitti. yerlerine gelenler de bir bo mccalebb, bir david andersen, bir mike batiste değil. o yüzden sezon başında biz de bu takımın bulunacağı sıralamayı üç aşağı beş yukarı şimdiden tahmin ediyoruz. o yüzden maçlara gelmeye gerek duymuyoruz" deyin açıkça. "bilet fiyatları çok pahalı" tarzı fıkralar anlatmayın.
güçlerine güç katmak, formalarında ter olmak için zirveye çıkmalarını bekliyorsunuz. kandırmayın artık kamuoyunu. "dur bakalım brose basket'i de yensinler hele barcelona regal maçına gideriz lan. hem barcelona oğlum güzel maç olur" modunda olduğunuzu bilen biliyor artık. güneş o kadar büyük ve sıcak ki, balçık tedarikinde sıkıntı çekiyorsunuz. ancak şu takım üst üste üç maç kaybetsin tefe koyup çalmak için her daim hazır ve nazırsınız.
işte bu huyunuza ifrit oluyorum takımdaşlarım. midem kalkıyor. "ligde finale, euroleauge'de de top sekize kalmadan bize ilişmeyin. ha bunları başaramazsanız sizleri yerden yere vururuz" tavrınızdan tiksiniyorum.
başarı bekliyorsunuz erman kunter ve talebelerinden değil mi? sevsinler sizi. ama siz gerçekten seviyor musunuz onları?
"ben birini sevmedim
o da beni sevmedi
bir gün randevulaştık
ben gitmedim
o da gelmedi"
maçlara gidip desteklemeleri için tuttukları takımın katıldığı ulusal/uluslararası organizasyonlarda rüştünü ispat etmesini ön koşul olarak olarak öne sürmüş sportif topluluk. rüştünü ispat etmekten kastımız da en az yarı final. yoksa gerek görmüyor beyzadeler. çok önemli hasletleri vardır beşiktaş taraftarının, gerçekten de kendilerine rakip olarak gördükleri takımların taraftarlarına benzemiyorlar.
iyi günde, kötü günde, her zaman, her yerde en içli/en dokunaklı sözlerle bezedikleri tezahüratlarını evlerinden seslendirmekte üzerlerine yok. hele ki mevzu basketbol, voleybol, hentbol vs. ise. kulüp, tarihinde ilk kez basketbol branşında euroleauge maçına çıkıyor, maçtan bir akşam önce erman kunter üzerine basa basa taraftar desteğinin çok çok önemli olduğunu vurguluyor. bir bakıyorsunuz ki abdi ipekçi spor salonu'nda gözle görülür derecede boşluklar var.
pops mensah bonsu yok, carlos arroyo yok, david hawkins yok, zoran erceg yok. e ama siz de yoksunuz? sizlerle de mi şartlarda anlaşamadı beşiktaş kulübü yönetimi? sizler de mi daha iyi teklifler aldınız ezeli rakiplerinizden? sizler de mi salonlarda gerek ligde gerekse üst düzey yurt dışı turnuvalarda takımınızı desteklemek için sponsorluk anlaşmaları bekliyorsunuz?
yani bu çocuklar, sizin tribünleri doldurmanız için her sezon şampiyon olmak ve final four oynamak mecburiyetinde öyle mi? geçen sezon galatasaray mp ve anadolu efes serilerinde salonları hınca hınç dolduran beşiktaşlılar neredesiniz? işin ucunda mutlaka kupa olması gerekiyor değil mi? ne zamandan beri, neticesinde somut bir ödülün gelmeyeceği hiçbir karşılaşmayı gitmeye değer bulmamaya başladınız? fenerbahçe ülker'in, bc khimki ile oynadığı maçın tribünlerini gördünüz mü? galatasaray mp'nin eurocup iç saha maçlarında yaşanacak izdihamı tahmin edebiliyor musunuz? onlar da geçen sezon ilk kez euroleauge'e katılma fırsatı buldular. herhangi bir maçlarında salonda boşluk farkedebildiniz mi?
peki siz nasıl böyle bir hayal kırıklığını takımınıza layık görebiliyorsunuz? bırakın lütfen "3000 kişi de orayı inletmeye yeter, 6000 kişi de orayı yıkmaya yeter" mavralarını artık. o çocuklar o parkeye ısınmaya çıktıklarında dolu tribünler görmek ister arkadaşım. üvey evlat muamelesi yaptığınız çocuktan yüzünüzü ağartmasını bekliyorsunuz. o evlat yine bir umutla "belki düzelir her şey" diyerek sizleri memnun etmeye çalışıyor var gücüyle. kazanırlarsa ne alâ, kazanamazlarsa muallâ. öyle mi?
son şampiyon, ilk lig maçında kaç kişiye oynadı? rahatsızlık duymuyor musunuz bu durumdan? çıkarın dilinizdeki baklayı kardeşim. ne zorluyorsunuz kendinizi. "yıldızlarımız başka takımlara gitti. yerlerine gelenler de bir bo mccalebb, bir david andersen, bir mike batiste değil. o yüzden sezon başında biz de bu takımın bulunacağı sıralamayı üç aşağı beş yukarı şimdiden tahmin ediyoruz. o yüzden maçlara gelmeye gerek duymuyoruz" deyin açıkça. "bilet fiyatları çok pahalı" tarzı fıkralar anlatmayın.
güçlerine güç katmak, formalarında ter olmak için zirveye çıkmalarını bekliyorsunuz. kandırmayın artık kamuoyunu. "dur bakalım brose basket'i de yensinler hele barcelona regal maçına gideriz lan. hem barcelona oğlum güzel maç olur" modunda olduğunuzu bilen biliyor artık. güneş o kadar büyük ve sıcak ki, balçık tedarikinde sıkıntı çekiyorsunuz. ancak şu takım üst üste üç maç kaybetsin tefe koyup çalmak için her daim hazır ve nazırsınız.
işte bu huyunuza ifrit oluyorum takımdaşlarım. midem kalkıyor. "ligde finale, euroleauge'de de top sekize kalmadan bize ilişmeyin. ha bunları başaramazsanız sizleri yerden yere vururuz" tavrınızdan tiksiniyorum.
başarı bekliyorsunuz erman kunter ve talebelerinden değil mi? sevsinler sizi. ama siz gerçekten seviyor musunuz onları?
"ben birini sevmedim
o da beni sevmedi
bir gün randevulaştık
ben gitmedim
o da gelmedi"
anadolu efes'in tam 15 adet üçlük yiyerek kaybettiği karşılaşmadır.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?