israil 'in maccabi haifa takımında forma giyen 27 yaşındaki abd asıllı paul stoll ile anlaşma imzalayan takım. guard olarak eksiklik hissedilmiş demek.
diego armando maradona'nın kızından ayrılmış lan futbolcu. reyiz tabi boş durmaz; vermiş veriştirmiş kendisine;
--spoiler--
"Ben avukat görüşmelerine katılıp, 'O haklı, bu haklı' demeyeceğim. Erkekse karşıma çıksın. Arkamdan konuşuyor, bu sözleri yüzüme söylesin. Beni gördüğünde altına eden biri. Kızıma söyleyin; onun yaptığı gibi kimseden korkmasın. Gelecek sefere orada olacağım, bakalım benim yanımda bir şey diyebilecek mi? Adını bile anmak istemiyorum, korkağın teki."
--spoiler--
ağır olmuş sanki biraz.
--spoiler--
"Ben avukat görüşmelerine katılıp, 'O haklı, bu haklı' demeyeceğim. Erkekse karşıma çıksın. Arkamdan konuşuyor, bu sözleri yüzüme söylesin. Beni gördüğünde altına eden biri. Kızıma söyleyin; onun yaptığı gibi kimseden korkmasın. Gelecek sefere orada olacağım, bakalım benim yanımda bir şey diyebilecek mi? Adını bile anmak istemiyorum, korkağın teki."
--spoiler--
ağır olmuş sanki biraz.
sayın başkan, değerli milletvekilleri,
türkiye büyük millet meclisi'nde 31.10.2013 tarihinde aşağıdaki konuşmayı yapan siyasetçi. söyledikleri; bir ülkeyi cennete çevirebilecek cinste.
--spoiler--
size bu konuşmayı; her şeyin yasak olduğu genel kurulda yapıyorum.... ortalama yaşın 50 olduğu bir mecliste su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kurulda çalışıyoruz.
yaşlı haklarının, hasta haklarının bile düşünülmediği bir genel kuruldan söz ediyorum..
turist olarak bile gitmediğiniz coğrafyalarda, afganistan’da, yemen’de, iran’da, yıllarca türban kullanmaya mecbur edilmiş biri olarak yapıyorum.
mecliste pantolon giymesi, bir erkek vekil tarafından engellenmiş, bir kadın vekil olarak yapıyorum. olmayan bacağı, erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen biri olarak yapıyorum. ve artık akp'nin başı açık vitrin vekillerinin; emanet oyları, gerçek sahibelerine geri verme zamanının gelip çattığını düşünüyorum.
akp’yi iktidara taşımış asıl kadınlarının meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum.
elbette ülkemde sekülerizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var. ama kaygım türbanla, kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış semboller değildir.
demokrasi paketinde aynı ideolojiyi paylaşan erkek polis doğal karşılanırken; türbanlı kadın polise yasak gelmesine çok şaşırmıştım. daha vahim bir cinsiyet ayrımcılığı olabilir mi? ben polisin başındaki türbandan değil, bana vaat ettiği şiddet geleceğinden korkarım.
mecliste, cemevi açmak için diyanet'ten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum. yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum. hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.
kadın özgürlüklerinden asla korkmam. söylemek isterim ki; özgür bir hayat çok yavaş kurulur ama çok hızlı yıkılır.
tam da bu nedenle, çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen genç kıza, özgürlüğünü mustafa kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.
türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını.. birçok kadın inanarak örtünürken, birçok kız kendilerini kontrol eden aile güçleri tarafından zorla kapatılırlar.
clinton, 2007 de “kadın değişirse, gelecekte değişir” demişti. hatta emine erdoğan o kadar beğenmiş olmalı ki; geçenlerde konuşmasında kullandı. sosyal özgürlük alanlarımız, geleceğimizden çalınarak, birer birer imha ediliyor. beş yaşında örtülen, on beş yaşında evlendirilen kızlarımıza bakalım.
geleceğimiz gerçekten kadınlarımızın hali üstünden, berbat bir şekilde değişiyor. biz kültür olarak hiç önemsemeyiz ama her özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur...
türbanlı kadın vekillerden beklentim büyük; mesela, ülkemin neden, kadın hakları konusunda dünyanın yüz yirmincisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum. neden, 57 islam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına birleşmiş milletlerde bile yer alamayan tayvan seviyesine erişemediğini açıklamalarını bekliyorum.
bundan böyle; mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir.
artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur... inanç özgürlüğünün en büyük güvencesi, geleceğimizi dini rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülerizmdir.
ne demek istediğimi, seküler norveç’te doğup, ülkemde vekil olanlar anlayacaktır. umarım ortak geleceğimize inanıyorlarsa hukuk ve sekülerizmin neden elzem olduğunu taraftarlarına anlatırlar. lütfen hatırlayın, ortadoğu da bizim seküler toplumumuz tek taş pırlanta gibi ışıldıyordu..
oldukça merak etiğim bir ayrıntı var. inanç gösteri için kullanılabilir mi? büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazu ile yaşanması emredilmiyor mu?
buraya gelmeden önce, türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. başkalarının özgürlüklerinedair tek bir kelime kullandıklarına rastlayamadım. kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti, ruhban okulu, azınlık okulları, cemevleri, bir inanç biçimin murdar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim.
mesela bilimin özgürlüğünü kelepçeleyen yök hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum.
ama şu hakareti bütün haberlerde duydum: “başımı açarak, bir daha kirlenmeyeceğim.” bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir? `inanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?`
görülüyor ki bir arada yaşama efsanemiz çökmüş.. kibirden küfelik olmuşsanız, size benzemeyenin çığlığını nasıl duyacaksınız?
bir taraf, bir arada yaşamanın yolunu ararken; öbürü sindirmek, dönüştürmek, özgürlüklerini birer birer yok etmek istiyorsa; bizi yok ettiğinizde; gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız?
biz sivas’ta yakılan, gezi de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız. ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz..
azınlığın çoğunluğu ezmesi sürdürülemez. ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir.
gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya niyetliyseniz; adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz.
türkiye cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en otoriter hükumeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan iç tüzük değişikliğini yapmadı. acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesinihayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi?
bunu bilemiyorum ama bir kanun yapıcı olarak ben iç tüzük değişmeden asla pantolon giymeyeceğim. bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum: biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz.
tarihe dönüp bakarsanız hepimizi neyin beklediğini göreceksiniz. kendi yarattığınız radikal canavarın sizi de teslim almasını; sadece bizim var olma mücadelemiz önleyebilir
--spoiler--
türkiye büyük millet meclisi'nde 31.10.2013 tarihinde aşağıdaki konuşmayı yapan siyasetçi. söyledikleri; bir ülkeyi cennete çevirebilecek cinste.
--spoiler--
size bu konuşmayı; her şeyin yasak olduğu genel kurulda yapıyorum.... ortalama yaşın 50 olduğu bir mecliste su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kurulda çalışıyoruz.
yaşlı haklarının, hasta haklarının bile düşünülmediği bir genel kuruldan söz ediyorum..
turist olarak bile gitmediğiniz coğrafyalarda, afganistan’da, yemen’de, iran’da, yıllarca türban kullanmaya mecbur edilmiş biri olarak yapıyorum.
mecliste pantolon giymesi, bir erkek vekil tarafından engellenmiş, bir kadın vekil olarak yapıyorum. olmayan bacağı, erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen biri olarak yapıyorum. ve artık akp'nin başı açık vitrin vekillerinin; emanet oyları, gerçek sahibelerine geri verme zamanının gelip çattığını düşünüyorum.
akp’yi iktidara taşımış asıl kadınlarının meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum.
elbette ülkemde sekülerizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var. ama kaygım türbanla, kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış semboller değildir.
demokrasi paketinde aynı ideolojiyi paylaşan erkek polis doğal karşılanırken; türbanlı kadın polise yasak gelmesine çok şaşırmıştım. daha vahim bir cinsiyet ayrımcılığı olabilir mi? ben polisin başındaki türbandan değil, bana vaat ettiği şiddet geleceğinden korkarım.
mecliste, cemevi açmak için diyanet'ten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum. yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum. hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.
kadın özgürlüklerinden asla korkmam. söylemek isterim ki; özgür bir hayat çok yavaş kurulur ama çok hızlı yıkılır.
tam da bu nedenle, çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen genç kıza, özgürlüğünü mustafa kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.
türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını.. birçok kadın inanarak örtünürken, birçok kız kendilerini kontrol eden aile güçleri tarafından zorla kapatılırlar.
clinton, 2007 de “kadın değişirse, gelecekte değişir” demişti. hatta emine erdoğan o kadar beğenmiş olmalı ki; geçenlerde konuşmasında kullandı. sosyal özgürlük alanlarımız, geleceğimizden çalınarak, birer birer imha ediliyor. beş yaşında örtülen, on beş yaşında evlendirilen kızlarımıza bakalım.
geleceğimiz gerçekten kadınlarımızın hali üstünden, berbat bir şekilde değişiyor. biz kültür olarak hiç önemsemeyiz ama her özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur...
türbanlı kadın vekillerden beklentim büyük; mesela, ülkemin neden, kadın hakları konusunda dünyanın yüz yirmincisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum. neden, 57 islam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına birleşmiş milletlerde bile yer alamayan tayvan seviyesine erişemediğini açıklamalarını bekliyorum.
bundan böyle; mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir.
artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur... inanç özgürlüğünün en büyük güvencesi, geleceğimizi dini rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülerizmdir.
ne demek istediğimi, seküler norveç’te doğup, ülkemde vekil olanlar anlayacaktır. umarım ortak geleceğimize inanıyorlarsa hukuk ve sekülerizmin neden elzem olduğunu taraftarlarına anlatırlar. lütfen hatırlayın, ortadoğu da bizim seküler toplumumuz tek taş pırlanta gibi ışıldıyordu..
oldukça merak etiğim bir ayrıntı var. inanç gösteri için kullanılabilir mi? büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazu ile yaşanması emredilmiyor mu?
buraya gelmeden önce, türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. başkalarının özgürlüklerinedair tek bir kelime kullandıklarına rastlayamadım. kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti, ruhban okulu, azınlık okulları, cemevleri, bir inanç biçimin murdar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim.
mesela bilimin özgürlüğünü kelepçeleyen yök hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum.
ama şu hakareti bütün haberlerde duydum: “başımı açarak, bir daha kirlenmeyeceğim.” bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir? `inanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?`
görülüyor ki bir arada yaşama efsanemiz çökmüş.. kibirden küfelik olmuşsanız, size benzemeyenin çığlığını nasıl duyacaksınız?
bir taraf, bir arada yaşamanın yolunu ararken; öbürü sindirmek, dönüştürmek, özgürlüklerini birer birer yok etmek istiyorsa; bizi yok ettiğinizde; gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız?
biz sivas’ta yakılan, gezi de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız. ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz..
azınlığın çoğunluğu ezmesi sürdürülemez. ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir.
gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya niyetliyseniz; adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz.
türkiye cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en otoriter hükumeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan iç tüzük değişikliğini yapmadı. acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesinihayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi?
bunu bilemiyorum ama bir kanun yapıcı olarak ben iç tüzük değişmeden asla pantolon giymeyeceğim. bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum: biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz.
tarihe dönüp bakarsanız hepimizi neyin beklediğini göreceksiniz. kendi yarattığınız radikal canavarın sizi de teslim almasını; sadece bizim var olma mücadelemiz önleyebilir
--spoiler--
komünist işi eylem. olur mu hiç öyle şey? zaten bu memlekete ne geldiyse sol diyenlerden geldi!
--spoiler--
Bu model 1960’lı yıllarda kaldı. Ya da Putin’in Rusya’sında! Galatasaray, Mancini ile önemli bir projeye imza attı. İtalyan hoca, 2016 yılına kadar bu takımın başında kalacak. Gönül ister ki bu beraberlik devam etsin, Mancini başarılar kazansın ve daha uzun yıllar bu kulübe hizmet etsin
--spoiler--
--spoiler--
Bu model 1960’lı yıllarda kaldı. Ya da Putin’in Rusya’sında! Galatasaray, Mancini ile önemli bir projeye imza attı. İtalyan hoca, 2016 yılına kadar bu takımın başında kalacak. Gönül ister ki bu beraberlik devam etsin, Mancini başarılar kazansın ve daha uzun yıllar bu kulübe hizmet etsin
--spoiler--
manuel fernandes'in sözleşmesinin sonuna doğru gelinmesiyle ne hikmetse medyada yer almaya başlayan ihtimal. bir önceki versiyonu q7nin galatsaray'a gideceği haberleri idi.
real madrid fc de bir arada olan ve oldukça da iyi anlaşan ikili. şimdi premier ligde beraberler ayrı takımlarda olsa da. ama uzun süre ayrı kalacaklarını sanmıyorum
http://skorer.milliyet.com.tr/mesut-ozil-mourinho-daha-iyi/-/detay/1784949/default.htm
http://skorer.milliyet.com.tr/mesut-ozil-mourinho-daha-iyi/-/detay/1784949/default.htm
chp'ye yine yeniden kabul edilen siyasetçi;
--spoiler--
Hiçbir siyasi parti gözetmeden yurttaşlarımızın yüzde 5’ini, yüzde 10’unu, yüzde 20’sini, yüzde 30’unu değil, Rabbim izin verirse Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle yurttaşlarımızın yüzde yüzünü kucaklayacağız. Rabbim izin verirse bu mübarek Cuma öncesi hayırlı bir gündeyiz. Dünyada ve Türkiye’de demokrasi diyen ‘Başı açık ve başı kapalı da bizim.’ diyen bütün yurttaşlarıma şu müjdeyi veriyorum ki. İstanbul’da kin kavga dönemi bitecek. Barış ve özgürlük dönemi başlayacak. Bu duygularla bir kez daha Adnan Keskin başkanıma saygılarımı sunuyorum. Işığımız bol, yolumuz açık olsun. Allahım hepimizi korusun
--spoiler--
--spoiler--
Hiçbir siyasi parti gözetmeden yurttaşlarımızın yüzde 5’ini, yüzde 10’unu, yüzde 20’sini, yüzde 30’unu değil, Rabbim izin verirse Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle yurttaşlarımızın yüzde yüzünü kucaklayacağız. Rabbim izin verirse bu mübarek Cuma öncesi hayırlı bir gündeyiz. Dünyada ve Türkiye’de demokrasi diyen ‘Başı açık ve başı kapalı da bizim.’ diyen bütün yurttaşlarıma şu müjdeyi veriyorum ki. İstanbul’da kin kavga dönemi bitecek. Barış ve özgürlük dönemi başlayacak. Bu duygularla bir kez daha Adnan Keskin başkanıma saygılarımı sunuyorum. Işığımız bol, yolumuz açık olsun. Allahım hepimizi korusun
--spoiler--
ev sahibi ekibin 4-1 yendiği ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması
ev sahibi kayseri ekibinin 90.dakikada attıpı gol ile 2-1 galip geldiği ve bir üst tura yükseldiği ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması
nazillide oynanan ve ev sahibi ekibin 1-0 üstünlüğü ile biten ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması
normal süresi berabere biten; uzatmalarda 2-1 ev sahibi takımın üstünlüğü ile biten ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması
saat 14.00 da başlayacak basın toplantısı. 24 eylül 2013 fatih terim'in kovulması hakkında da söyleyecek bir iki şeyi vardır sanırım
fraport skyliners frankfurt ile sözleşme imzalayacağı duyurulan fakat sağlık kontolünden geçemediği için; sözleşme imzalanmayan oyuncu. kafa karıştırıyor.
bizden sağlam giden bir adamın; sağlık kontrolünden geçememesi.
bizden sağlam giden bir adamın; sağlık kontrolünden geçememesi.
2-0 ev sahibinin üstünlüğü ile biten ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması.
normal süresi 0-0 beraber biten ve konuk ekibin penaltılar sonrası 3-4 kazandığı ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması.
konuk ekibin 0-2 kazandığı ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması.
30 ekim 2013 medical park antalyaspor turgutluspor maçının 90. dakikasında galibiyet golünü atarak; takımına turu getiren golcü
konuk takımın 0-2 öne geçtiği fakat ev sahibi ekibin 3 gol birden bularak 3-2 lik galibiyete uzandığı maç.
ev sahibi ekibin 1-0 önde bitirerek, bu turun sürprizine imza attığı ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması.
ev sahibi ekibin 1-0 kazandığı ziraat türkiye kupası 3.tur karşılaşması.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?