"Beşiktaş'ta çalışırken kulübün bana verdiği bir cip vardı. Kadıköy'de, Fenerbahçe'ye yakın bir yerde araç bozuldu. Ne yapacağım? Orada bir polis vardı, yanına gittim: 'Do you speak English?' dedim. 'No, no' dedi. Ben de 'Hocan Beşiktaş' dedim. O da: 'Carlos, Carlos, gel' dedi. Beni bir pastaneye götürdü, telsizi aldı ve sanırım 'Beşiktaş'ın hocası burada' gibi bir şey söyledi. Bir anda onlarca polis aracı geldi. 20 polis arabası, 10-12 motosiklet. Her şey durdu. Bölgedeki tüm polisler, Beşiktaş taraftarları… Pastanedeki herkesi çıkardılar; ben polislerle baş başa kaldım. Çay içtim. İçlerinden biri İngilizce biliyordu ve çeviri yaptı. Saatime bakıp antrenmanım olduğunu söylüyordum. Kaçta dediler, 14.00 dedim. Saat 12.00'ydi. 'Bir şeyler daha ye' diyorlardı. En sonunda gerçekten gitmem gerektiğini söyledim. Beni polis arabasına bindirdiler; önde iki motosiklet, bir anda Beşiktaş tesislerindeydim. Önde arkada motosikletler, sanki Cumhurbaşkanı gibiydim. Sürreal bir şeydi. Antrenmana vardığımda herkes bana bakıp gülüyordu. Antrenman bitince geri döndüm ve cip oradaydı. Tamir edilmişti. Ne sorunu vardı bilmiyorum ama halletmişlerdi. Kusursuzdu."
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?