“Her şey mideye inen bir yumrukla başladı.
Hani insanın bir anda nefesini kesenlerden… Habersiz, hazırlıksız...
Sky'ı arayıp cumartesi yayına çıkamayacağımı söylüyorum.
Pazar günü Milano'ya giden bir trene biniyorum; dişlerimi sıkıyorum,
vücudun pes ettiğini gizlemek için gömleğin altına bir kazak geçiriyorum.
'Her şey yolunda mı?' diye soruyorlar.
'Evet, her şey yolunda.'
Ama değil.
Ertesi gün doktor bana, sanki cevabı çoktan biliyormuş gibi bakıyor.
Ve ben bir şeylerin ters gittiğini anlıyorum: Gözlerim sararmış.
'Durmanız gerekiyor,' diyor.
Onu, bana yabancı bir dilde konuşuyormuş gibi dinliyorum.
Durmak mı?
Londra, Milano, BBC, Sky, ailem, arkadaşlarım, işim, golf sahaları arasında koşarak yaşayan ben mi?
Neyi durdurmak?
Manyetik rezonans cevabı bir bıçak darbesi inceliğiyle veriyor:
'Dur, Luca. Pankreas kanserin var.'
'İhtimaller var.'
Neyin ihtimali? diye düşünüyorum.
Ve o kelimelerin ağırlığını kavradığımda; hayatını maçlar ve kupalar arasında geçirmiş; hastaneleri, biyopsileri, PET'leri, lenf düğümlerini hiç tanımamış ben…
Kendimi dibe çekilirken buluyorum.
İlk biyopsi sırasında teknisyen beni cesaretlendirmeye çalışıyor:
'Bak, ben bir şey görmüyorum… Belki iyi huyludur.'
Bunun üzerine ona sarılıyorum.
O da utangaç bir şekilde gülüyor:
'Farkında mısın? Ben bir Interliyim ve Vialli bana sarılıyor!'
Cesurdu.
Ama ne yazık ki yanılıyordu.
İyi huylu değildi...”
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?